|
|
 |
« : 14 Haziran 2008, 19:40:46 » |
|
Sonsuzluk Yolculuğundan Özet Sözler Asıl var olan gizli Allah; maddi yokluktan gelense aşikar evrendir. Bu evrenin her köşesi gizli Ressamın fırçasından çıkan muhteşem bir şaheserdir. Doğanın içi dışı kadar engin; her atom Samanyolu galaksisi gibi muhteşemdir. Durağan görünen bedenlerimizin temeli, ışık hızında yaşanan dalga akışlarıdır. Evren kendi içlerinde dengeli tutulan soyut işleyiş daireleriyle sarmalanmıştır. Evren yoktu; aniden varlığa çıkarıldı genişletildi; yoğrulup şekillendi. Evrenin derinlerindeki nur enerjisi evrene daha fazla aksaydı, her şey eriyip yok olurdu. Evrenin enerji temeli Yaratıcının Nur isminin gölgesidir. Evrenin paralel ülkeleri hem birbirine bağlı, hem de birbirinden ayrıdır. Evrenin üst nur katlarındakilerin hızı, alt katları kısa sürede dolaşmalarına izin verir. Evrenler iç içe farklı boyutlarda yaşadıkları halde, hiç biri diğerini engellemez. Evrensel uyum, saatin çarklarından hassastır. Farklı nur (ışık) düzeylerinden yaratılan paralel evrenlerin iç içe dizildiklerini düşünüyorum. Gerçek tanecikler sezilgen türlü yapılara dönüştürülseydi, her şey aynı anda ve aynı yerde yaşardı. Gerçek ve hayalî evrenler; hacimli ve hacimsiz maddeler aynı alanları paylaşıyorlar. Huzurlu coşku, sonsuzlukla barışık gelişim arayışının eseridir. Işık hızını aşan cisimleri algılayamadığımız sürece, teleskoplarımız cennetleri göremezler. İnsan için Yaratıcısını keşfetmesinden daha üstün bir yükseliş yoktur. İnsan nasıl bir damladan çıkmışsa, evren de öyle bir damladan yaratılmıştır. Kimiz biz; nereden geldik, nereye gidiyoruz? Bu muhteşem hayatın sebebi nedir? Kokular, tatlar, sesler; gördüğümüz ve bildiğimiz her şey, aynı tek şeyden yaratıldılar. Madde bir tür hayaldir; mekansızlıktan üretilen mekan, maddi vücutsuzluktan geliştirilen somut vücuttur. Madde görünümündeki vücudun temel kaynağı nurdur. Madde tanecikleri, hacimsiz dalgalardan doğar. Maddenin varlığa çıkış kaynağında madde türünden bir sebep bulunamaz. Melek bilinçleri doğa yasalarının sürüklediğini sandığımız olayların ardında gizlidirler. Melekler sadece iyilik isteyebilirler; ilâhî emrin aksine davranamazlar. Meleklerin, cinlerin ve berzahtaki ölülerin evrenleri, iç içe geçirilmiş paralel boyutlardan oluşur. Nur isminin gölgesinden gelen vücutlarımız, ilâhî isimlerin elinde şekilden şekle girer. Nurla bağı kopsa, evren yok olur. Ruh maddi vücutsuz bilinçtir; Yaratan onu nereye baktırırsa orayı görür. Ruhlar maddî bedenlere mahkumiyetten kurtulsalardı; zamanın dışına çıkarlardı. Sesin sözün, dağın taşın ardında sevimli melek ruhları gizlenir. Sonsuz Kudret, şekilsiz boyutsuzluktan şekilli, biçimli evren yaratır. Var oluşumuzun gizemini, tek bir kitabın bütünleştirici anlatımında keşfedeceksiniz. Yaratan için geçmiş, şu an ve gelecek yoktur; tarihi ezelî zamansızlıktan görür. Yaratan öyle bir kudret ki, soyut gerçeklikten maddi gerçeklikler çıkarıyor. Yaratan zatıyla hiçbir yerde; isimlerinin ve kudretinin gölgeleri itibariyle uzay/zamanın her yerindedir. Yaratan, zamanın geçmişinde veya geleceğinde değil, üzerinde ötesinde ve dışındadır. Yaratan, çekirdeği ağaca nasıl çevirmişse, temelindeki zerreden evreni de öyle dönüştürmüştür. Yaratan, evrene yaydığı vücutların her zerresine farklı bilinçler ve ruhlar sunmuştur. Yaratanın kurallarıyla yapmasını görmeyenler, hayalî doğa yasalarını yaratıcı sanıyorlar. Yerlerle gökler arasında aralıksız mesaj iniş çıkışları yaşanır. Sonsuzluk yolculuğunun geriye dönüşü yoktur; yola çıktık ve son menzile değin ilerleyeceğiz. İlâhî mesaj evrenin tümünü birden kuşatır; herkes kendisine yönelen hitabı hisseder. Toprağın ruhu, isyan edebileceğini düşündüğü insana bedeninden elbise dikilmesinden ürperdi. İnsan, bedeni, ruhu, aklı, kalbi ve potansiyel yetenekleriyle, evrendeki en yüksek donanımlı canlıdır. Anne-babalardan nesiller halinde doğmadan önce, elest yurdunda varlığa çıktık. Cinsiyetlerin nesiller üzerinden yaratılması muhteşem bir planlamanın eseridir. Bizi diğer canlılardan ayırıp insanlaştıran ruhsal temeli elest yurdunda kazandık . Gelişebilir yaratılan tek canlı insandır. Diğerleri yerlerinde sayarken insan sürekli gelişiyor. İnsanın asıl kimliği, olmak istediğidir. Herkes eninde sonunda hedeflediği yolun sonuna varır. Vücut sistemimize nasıl yönetileceği, ruhumuza da nasıl yöneteceği öğretilmiştir. Gerçek kulluk niyetlerden, niyetler de sınanmalardan anlaşılır. Kibir tüm kötülüklerin odağındadır: Kıskançlık, öfke, kin, üzüntü, karamsarlık ve ümitsizlik üretir. Kudret ve değer ilâhî kattandır. Önemli ve güçlü olmanın yolu, yaratana yaklaşabilmekten geçer. Yaratanın en uzağındakiler, hayatlarını Yaratandan uzaklaştırmaya adayanlardır. En tehlikeli düşmanımız içimizde gizlenip bize kötülükleri sevdirmeye çırpınan nefsimizdir. İlâhî huzurda kimse başkasının suçuyla cezalandırılmaz; herkese kazandığının karşılığı verilir. Sonsuzluk boyunca, Yaratıcımızdan başka bir gerçek güvenlik kapısı bulamayacağız. Elest yurdunda kabir alemine benzer bir tür ruhanî hayata sahiptik. Vücudumuzda kullanılan maddeler, yıldız yangınlarında yoğrularak üretilmiştir. Milyarlarca yıl boyunca dünya ekolojisi insan bedeni için hazırlanıyordu. Elest yurdunda bekletilen ruhsal temellerimiz, atalarımız üzerinden dünyaya taşınıyor. Zorluklara direnme ve vefa gibi bütün yetenekleri hayatımızın akışı içerisinde geliştireceğiz. İlk insandan beri binlerce rehber bizi Yaratıcının esenlik yurduna çağırıyor. Ruhsal eğitimi önceden almasaydık, etten ve kemikten heykeller gibi doğacaktık. Ruh, insana ait eğitimli bir üstünlüktür; sineğin, yılanın, böceğin bünyesinde barınamaz. Elestten eğitimli geliyoruz; ama o cesetsiz evrende, somut bir dağ, yağmur veya rüzgar görmedik. Her kim sessizliğe çekilip vicdanını dinlese, “senin bir yaratıcın var” fısıltılarını duyacaktır. En vahşi cinayet, suçlu bir devletin masum vatandaşını din adına öldürmektir. Bizi cehennemden kurtarmak isteyen Yaratıcının iradesini destek-liyor muyuz? Huzurumuzun temelinde iyiliklerimiz, karamsarlığımızın temelinde kötülüklerimiz gizlenir. Kader kimi daha zor şartlarla sınarsa, ona daha yüksek bir şeref hazırlanmış demektir. Dünyaya gönül verenler kalplerini topraktan suretlere tepsi içinde sunuyorlar. Durağanlık, monotonluk ve tembellik üretir. Aralıklarla gelen zorluklarımız dirilticidir. Önemsiz eseflenmelere takılırsanız, açları, hastaları, kimsesizleri ve erken ölenleri hatırlayın. Gönlündeki sevgisi karşılığında Allah Hz. İbrahim’e (as) “dostum” demiştir. Yaratıcının güzelliğini bilmek isteyen, dağlara vadilere, çiçeklere, böceklere, yüzlere gözlere baksın. Yaratanın sanatını keşfetme arayışıyla doğaya açılandan daha mutlusu yoktur. Hayatın geçit töreninde her canlı rolünü güzelliklerle sunup gidiyor. Doğaya serpilen güzellik ve düzen, algılayabilen akıl ve gönülleri şaşkına çevirir. Şükür dostlukların kapısıdır. Şükreden kalbi meleklerin ilhamı kuşatır. Yüksek ahlak anlama, güvenlik ve arzulama ihtiyacının dengede kullanımında gizlidir. Cennet güzel ahlâkla kazanılacaksa, insan için ahlâktan yüksek bir yetenek yok demektir. Kibir bir kalbi ne kadar kuşatmışsa, kötü vasıflar çevresini o kadar sarmış demektir. Kötülükler tuzaklarını kurmuşlar; yoldan geçenlerin avlanmasını bekliyorlar. Allah sevgisi, Allah’ın sevdiği şekilde yaşama çabasının eseridir. Cinsel hazinelerini rasgele ve disiplinsiz kullananlar, mutsuzluğa mahkumdurlar. Temizlik çöplükte korunamadığı gibi, sevgi de şükürsüz gönüllerde barınamaz. Hayal kırıklığına uğramayan dünyevî aşık yoktur. Çünkü aşk cennet için yaratılmıştır. İdealler uğrundaki çalışkanlıklar, bedensel ihtiyaçları gölgeleyip unutturacaktır. Eşiyle geçinemeyen toplumla geçinemez. Ailesini yönetemeyen toplumu yönetemez. İyilik yapmak istediğinizde, şeytan şirinleşip gönlünüze girer de, tatlı dilli hatip kesilir. İbadetsizin iyiliği, Yaratıcıyla dostluk kurmaya çalışmayanın iyiliğidir. Yaratanla barışık olmayan, O’nun evreninde huzurlu yaşayamaz. İbadet, hayatın yoruculuğundan sıyrılmak; ilâhî huzura yönelip güven tazelemektir. İbadet insan gönlünü yosun tutmuş ıssız harabelere dönmekten kurtarır. Ölüm ruhun cesetten ayrılmasıysa, bedensel ölümsüzlük ölümü önleyemez. Hep genç yaşamayı başarabiliriz; ama ölümü yok edebilir miyiz? Dünyevî beden peşin bir ilâhî takdir; sonraki bedenlerse, yaptıklarımızın karşılığındaki lütuflar olacaktır. Dua, iyilik ve selâmlarınız, öteki dünyadaki dostlarınız için huzur ve esenlik vesilesidirler. Dünyadakilere faydasız, ahirettekilere hayırsız olacak derecede bencilliğe batana acınır. Ölülerin bizden yalvarırcasına dua isteyişlerini duyabilseydik, dünyada yaşamaya dayanamazdık. Atalarını Unutmayanı, Allah meleklere ve nesillerine unutturmaz. Soğuk bir kış sabahında ormana bakın: Çiçekler, böcekler, kelebekler, yapraklar neredeler? Acıyı, zevki duyan ve tadan ruhtur; penceresi nereden açılırsa, evrene oradan bakar. Ölüme yakın deneyimler, dünya ötesi boyuta ilişkin izlenimler kazandırıyor. Cesedinden bu evreni gören ruhumuz, ölüm sonrasında öteki evreni görecektir. İyiliğe adananlar için dünyanın sonrası mutluluk doludur. Ruhumuz ölümsüz bir gezgindir; gittiği ülkelerde yaşamayı sürdürecektir. Kazanıp ürettiklerimiz dünyada kalır da, gönüllerde bıraktığımız izlerle ötelere gideriz. Sonsuzluk yolcusu, bilgi ve ahlâk birikiminden yetinmez; esrarı keşfetmenin hasretindedir. Dünya sonsuzluğun tarlasıdır; bu yüzden dünyayı, çalışıp üreterek iyilik yaparak doldurmalıyız. Dünyanın şehirlerinde, konup göçen kuşlara benzeyen misafir bilinciyle yürümeliyiz. Ölümü görüp geleceğinizi düşünüyorsanız, Yaratanın rehberliği yardımcınız olacaktır. Allah’ı sevenler için, ölümün dünya tarafı ürpertse de, ahiret tarafı coşkularla doldurulmuştur. İnsan doğumla nasıl bir genişliğe açılmışsa, mümin ölümle öyle bir özgürlüğe açılır. Şehitlerin, velilerin ve bazı istisna insanların dünyayla bağlantısı güçlü biçimde devam eder. Ruh görüşümüz yeterince özgürleşebilseydi, tarih sahnelerini hayal alemlerinden izleyebilirdik.
|