|
|
 |
« : 21 Haziran 2008, 07:12:39 » |
|
GİRİŞ KISMINDAN...
a) Tolstoy ve Varoluşçuluk
Kimi kaynaklar [1], Tolstoy'un varoluşçu [2] bir yazar olduğunu öne sürüyor. Yazarın, "Diriliş" gibi bazı romanlarında, bu akımın izlerine rastlıyoruz. Ne var ki, Tolstoy'un eserlerinde bu konuyu tem' olarak işlemesi, - roman kahramanının ya da kendisinin - Heidegger'in veya Descartes'in eserlerini okumuş olması, onun varoluşçu bir yazar olduğu anlamına gelmez; bu mantıkla onun 'saf budist' olduğunu da çıkarabiliriz. Bir kere, realist ama mistik - ve olabildiğince kaderci - bir Tolstoy'a terstir bu.
Varoluşçuluğun ahlâkî kaygılarının olmamasına karşılık olabildiğince ahlâkçı - ki Tolstoy'un en sık uğradığı tenkitlerden biri de ahlâk anlayışındaki bu katılıktır - ; yadsıdığı metafiziğe karşılık da alabildiğince maneviyatçıdır. Onun arayışlarla dolu bir hayatı olduğu doğrudur, çoğu kez roman kahramanlarına kendi hayatından da birşeyler kattığı da. Fakat Tolstoy'daki gözlemleme kabiliyeti ve onun benzersiz bir karakter romancısı olma niteliği de unutulmamalıdır.
b) Tolstoy ve Panteizm
Aynı durum panteizm [3] için de geçerlidir; fakat yazarın panteizm'e karşı aldığı duruş daha sıcak ve olasıdır. Panteizm'e göre gerçek, evrendeki birlik ile birleşme tecrübesidir. Tolstoy'a göre Tanrı, sevgidir ve canlı-cansız her varlık, aslında Tanrı'nın bir parçasıdır. Kişi, Yaratan'dan ötürü yaratılanı sevmeli, düşmanlarından bile nefret etmemeli hatta onlara iyilik yapmalıdır. Kaldı ki Tolstoy, bütün inanç yaşamını adeta Matta'da yoğunlaştırmış [4], yaşam felsefesini İsa'nın "Dağdaki Vaaz"ı üzerine kurmuştur.
Kafkaslar'da karşılaştığı kan ve ölüm manzaraları, Tolstoy'da anti-militarist fikirlere zemin hazırlamıştı. İsa'nın, zina eden kadın hakkında "günahsız olan ilk taşı atsın." sözü, onu derinden etkilemiş, "yargıyı hakettiği halde yargıda bulunan" yargıcı, "adalet dağıtmak adına uluslara - ve dolayısıyla Tanrı'nın yarattığı tüm varlıklara - savaş açan " devlet ve ordularını, hatta yurtseverliği bile ahlâka aykırı bulmuş, Ortodoks Kilisesi'ni "tüm bunlara göz yumduğu, saf Hıristiyanlık yerine insanlara nefret ve İncil'den uzak bir inanç öğrettikleri için" yadsımış ve eleştirmiştir. Bu aykırı görüşleri yüzünden 1901'de Ortodoks Kilisesinden aforoz edilmiş ve Kilise, o öldüğünde bir cenaze merasimi düzenlemeyi bile reddetmiştir.
c) Tolstoy ve Ahlâkçılık
"Esasen Hıristiyanlık, lanetlediği cinselliği insanlığa verilmiş bir ceza olarak görüyordu. İlk Hıristiyan filozoflardan Augustinus’un, irade dışı oluşu dolayısıyla insanı ister istemez utandırdığını söylediği cinsî arzu, hemen her zaman imânın karşısına konulmuş ve şeytanın kışkırtma araçlarından biri olarak kabul edilmiştir. Augustinus’a göre, Adem peygamber eger memnû (yasak) meyveyi yemeseydi, cinsî alâka, sehevî duygulara ihtiyaç hissedilmeksizin devam edecekti. Bu bakımdan, Hıristiyanlıkta evlilik bile “asağı” bir kurum olarak görülür ve kadın “Kutsal Bakire”lik açısından yüceltilir. Bir baska deyişle, Hıristiyanlıkta kadınlığın modeli 'Kutsal Bakire Meryem'dir.” [5]
"Tolstoy, belki de bütün hemcinslerinin ısdırabını Kroyçer Sonat’ta “korkunç” bir açıklıkla dile getirdiği için şaşırtıyor okuru. Hıristiyan ahlâki önünde muhasebeye çektiği topyekûn bir cemiyet hayatıdır; kadın-erkek ilişkisinin en mahrem hisleri üzerinde kalemini oynatırken, “şehvet” hissini ve bunun aile hayatındaki “yıkıcı-yok edici-nefret uyandırıcı” tesirini gözönünde tutarak lanetliyor tüm “aşkları, yalancı evlilikleri, çocukları, o mutlu, sıcak yuva hayallerini”… Aslında en yüce ahlâk, en ideal gerçek diye öne sürdügü ahlâk, onun insanî hislerini canavarlastırıp, bir düşman olarak tasvir ediyor. Roman kahramanı Pordnisev, herkesin içinden geçirdiği, kendi kendine sormaya çekindigi sualleri, adeta eline bir mikrofon alıp haykırıyor okuyucunun yüzüne..." [6]
"Cinsî ihtiraslar, uygarlık maskesiyle örtülmeye çalışılan müthiş bir hastalıktır. Bu ihtirasları frenleyeceğimiz yerde kıskırtmaktayız. İncil, Matta 5:28'de: 'Bir kadına sehvetle bakan bir kimse, kalbinde onunla zina etmiş sayılır.' der. Bu sözün hükmü yalnız baska kadınlar için değil, kendi karılarımız için de geçerlidir.” [7]
"Çok iyi bilindigi gibi, Aziz Paulus, sehvetle yanıp kıvranmak yerine evlenmenin 'daha iyi' olacağını söylemiştir. Bu, onun insanın temelinde olduğuna inandığı günahkârlığa kerhen verdigi bir ödünden başka bir şey değildir. Çünkü, evlilikte bile cinsel ilişki mümkün olduğunca az olmalı ve bu da ancak bir çocuk dünyaya getirme amacıyla yapılmalıdır. Yaklaşım budur. Ellis söyle der: 'Batı, uygarlığımıza, garip ahlâkî güçleri ve yaşamımızın her yönüne işlemiş ve kökleşmiş ikiyüzlülükleri, acımasızlığı ve sahtekârlığı getirmiştir.' Aşkın Batılılarca büyük çapta ihmal edilmiş bu çok önemli -eylemsel- yönünü, Doğululardan daha iyi ögreten hiç bir kaynak yoktur Batı'da. İslâm dininde cinsellik tabiîdir, yasaksızdır (evlilikte). Çok eşlilik de belli bir ölçüde insan tabiatına uygun olduğu nedeniyle kabul görür. Cinsî ögretiler ise, insanları mutlu bir evliliğe ve sağlıklı aile ilişkilerine götüren etkin bir öğedir." [8]
"Batılıların hayranlıkla bahsettikleri ve gıpta ile baktıkları, Müslümanların şehvet anlayışı, cinsî hislere yaklaşımı, dünden bugüne elbette çok değişti; bütün dünya üzerinde hakimiyet kuran Batı'nın yoz kültürü ve hayatı tüm dünyaya bir salgın gibi yayılırken, bizde de olanlar oldu. Hayat ve ahlâk arasındaki ahengi yitirdik ilkin, sonra aile müessesemizi tahrib ettik, erkeklerimizi fikirden yana, kadınlarımızı hayattan yana hadım ettik. Adeta bir Katolik ahlâkı ile kadınlarımızı yetiştirdik, onları kadınlıklarından nefret eder hale getirdik; erkekleri ise “ahlâk-dışı bir tabiîlikle-hayvanlıkla” yaftaladığımız hislerle başbaşa bıraktık. Onların bu hislerini tatmin etme çabalarını-zinayı hoşgördük, 'erkek oldu evladım' şeklinde bir ahlâksızlıkla pohpohladık. Genelevler zinayı meşrûlaştırdı. Şimdi de birbirinden bu kadar kopmuş ve birbirlerine karşı cazibelerini yitirmeye baslamış olan iki cins arası ilişkinin yeniden nasıl hayat ve ahlâk arası bir ahenge bürünebileceğinin yollarını aramaya basladık. İşin traji-komik tarafı, aşkı cinsellikten, cinselliği aşktan ayırırken, hayatı dinden-ahlâktan ayırmak gibi bir abese düserek, kadını ve erkeği de birbirinden böylece hem rûhen, hem bedenen kopardığımızın farkına varamadık. 'Notaları insan bir beste' olan aile müessesemizden yükselen o mûsikiyi yeniden terennüm edebilmek için ne yapmalı? Bu kakafoniyi nasıl senfoni yapmalı?" [9]
d) Tolstoy ve Hıristiyan Anarşizmi
"Hıristiyan Anarşizmi'nin tarihçesi, Orta Çağ'da Özgür Rûhun Dinsel İnançlara Aykırı Mezhebi hareketi, sayısız köylü ayaklanmaları ve 16. yüzyıl Anabaptistler hareketine kadar uzanır. Hıristiyanlık içindeki hürriyetçi gelenek 18. yüzyılda William Blake'in yazılarında tekrar yüzeye çıkar, ve Adam Ballou 1854'te yazdığı Practical Christian Socialism adlı eserinde anarşist sonuçlara varır. Ancak Hıristiyan anarşizmi, gerçek anlamı ile anarşist hareketin bir parçası haline ünlü Rus yazarı Lev Tolstoy ile gelmiştir." [10]
Kabaca Anarşizm, "anarşiyi, yani 'efendinin olmamasını' amaçlayan" [11] politik bir kuramdır. Diğer bir deyişle, "anarşizm, bireylerin birbirleriyle eşitler olarak özgürce işbirliği içinde olabileceği bir toplum yaratmayı amaçlayan' politik bir kuramdır. Böylece, anarşizm gerekli olmadıkları gibi, bireye ve onların bireyselliğine zararlı olan tüm hiyerarşik kontrol biçimlerine karşı çıkar." [12] Anarşi kavramı, "Yunanca 'An-Arcia' kelimesinden köken alıp 'idaresizlik, yönetimsizlik' anlamlarına gelmektedir. 'An-arhos' kelimesi, 'Anarşi' kelimesinin sıfatı olup, Türk diline 'Anarşist' olarak girmiştir." [13]
"Anarşizmin en önemli özelliği devletin hem zararlı hem de gereksiz olduğu görüşü olan yaklaşım ve doktrinler yığını olmasıdır. Anarşizm, anarşist ve anarşi hem beğeniyi hem de kınamayı ifade etmek için kullanılır. Yakın bağlamda bütün bu terimler aşağılama için kullanılmıştır. 17. yüzyılda İngiliz İç Savaşı sırasında Levellerlar’ın rakipleri onlara 'İsveçlileşen Anarşistler' demiştir ve Fransız Devrimi sırasında Girandin lideri Jacques Pierre Brissot, en büyük rakipleri olan Enrage'leri 'anarşi'nin savunucusu olmakla suçlamıştır." [14]
"... politik bir hareket olarak anarşizm, modern (ulus-) devletin ve kapitalin yaratılmasına eşlik eden toplumun dönüşümünün bir ürünüdür." [15]; ancak, aynı zamanda da "politika kuramında en fazla yanlış temsil edilen kavramlardır. Genel anlamda 'kaos' veya 'düzensizlik' kelimeleri ile eş anlamlı tutularak, anarşistlerin toplumsal kaos ve 'orman kanunu'na geri dönüşü arzuladıkları belirtilir." [16]
Bütün bunların yanısıra, "Dinsel fikirlerden ilham almış anarşizm çeşitleri de vardır. Peter Marshall'ın dikkat çektiği üzere,'ilk anarşist duyarlılığın açıkça ifadesi, M.Ö. altıncı yüzyılda varolan, eski Çin'de ki Taoist'lere kadar takip edilebilir' ve 'Budizm, özellikle Zen formundaki, ... güçlü bir özgürlükçü rûha ... sahiptir. Bazıları ise anarşist fikirlerini Pagan ve Tinselci etkilerle birleştirir. Ama, dinsel anarşizm genellikle, bizim de burada üzerine yoğunlaşacağımız Hıristiyan Anarşizmi biçiminde şekillenir." [18]
Dinsel anarşist var mıdır sorusuna Peter Marshall, şöyle yanıt veriyor: "Evet. Her ne kadar anarşistlerin büyük bir kısmı köklü bir şekilde insan-karşıtı ve dünyasal otorite ve köleliği olumlayıcı olması nedeni ile, Tanrı fikrine ve dine karşı olsa da; bazı inananlar (dinsel) fikirlerini anarşist sonuçlara vardırmışlardır. Tüm anarşistler gibi bu dinsel anarşistler de, devlete karşı çıkmalarını, özel mülkiyet ve eşitsizlik bağlamında eleştirel duruşları ile birleştirirler. Diğer bir deyişle, anarşizmin ateist olması gerekmez. Aslında, Jacques Ellul'e [18] göre, "İncil'de ki görüşler doğrudan anarşizme yol açar, ve bu da Hıristiyan düşünürlerle uyumlu olan tek siyasi anti-siyasi duruştur" [19]
"Hıristiyan Anarşistler, İsa'nın takipçilerine söylediği, 'Krallar ve yöneticiler insanlar üzerinde hakimiyet hakkına sahiptirler; aranızda bunun gibi olanlar olmasın' [20] sözlerini ciddiye alırlar. Benzer şekilde, Paul'un yargısı, 'Tanrı'dan başka bir otorite yoktur' toplumda devlet otoritesinin reddedilmesinin bir sonucu olarak değerlendirilir. Bu nedenle, gerçek bir Hıristiyan için, devlet Tanrı'nın otoritesine el koymaktadır; ve her bireyin kendini yönetmesi ve Tanrı'nın hükümdarlığının kendi içinde olduğu'nun farkına varması, yine her bireyin kendi sorumluluğundadır." [21]
"Kendini anarşist olarak adlandırmamasına karşın, Tolstoy, sonuçlarını İsa'nın öğretilerinin genel rûhundan ve aklın zorunlu diktelerinden çıkararak, 15 ve 16. yüzyıllardaki popüler dinsel hareketlerdeki öncelleri, Chojecki, Denk ve diğerleri gibi, devlet ve mülkiyet haklarına ilişkin anarşist bir tavır geliştirdi. Yeteneğinin olanca gücüyle, güçlü bir kilise, devlet ve yasa, özellikle de mülkiyet yasaları eleştirisi yaptı. Devleti kaba gücün desteklediği, kötücül kişilerin tahakkümü olarak betimledi. Hırsızların, iyi örgütlenmiş bir devletten çok daha az tehlikeli olduğunu söyledi. Kilise, devlet ve mevcut mülkiyet dağılımı tarafından insanlara bahşedilen yararlara ilişkin yaygın önyargıların keskin bir eleştirisini yaptı ve İsanın öğretilerinden karşı koymama kuralını ve tüm savaşların mutlak kınanması sonucunu çıkardı. Fakat onun dinsel argümanları günümüz kötülüklerinin serinkanlı gözenmesinden borç alınmış argümanlarla öylesi iyi biçimde bir araya getirilmiştir ki yapıtlarının anarşist kısımları dindar ve dindar olmayan okura aynı ölçüde çekici gelmektedir." [22]
"Anarşizmin özellikle şiddete dayanmayan biçimleriyle toplumsal ve ahlâkî idealleri, genelde bu akımın dışında kalan çevrelerde de yankı bulmuştur. Büyük Rus romancı Lev Tolstoy’da devleti ve mülkiyeti reddeden barışsever bir radikalizm görülürken, Kropotkin’in ademimerkeziyetçiliğe ilişkin görüşleri toplumsal planlama ile uğraşan Patrick Geddes ve Lewis Mumford gibi yazarları derinden etkilemiştir. Mohandas Gandhi’nin kurallara karşı pasif direniş çizgisinde de anarşist düşüncelerin belirli izleri görülebilir. Gandhi ayrıca özerk köy komünlerine dayalı ademimerkeziyetçi bir toplum oluşturma tasarısında da Kropotkin’den etkilenmiştir. " [23]
"...Ağırlıklı olarak Tolstoy tarafından geliştirilen şiddet karşıtlığı, günümüzün anarşistleri için kolayca es geçilemeyeceği gibi, etkili bir kabul de görmüş durumda. Ancak, Tolstoy’un Hıristiyan anarşizmi olarak geliştirdiği bu düşünce, İsa’nın, Gabara Dağı’ndaki vaazına dayanıyordu. Tolstoy, Dağdaki Vaaz’ı Hıristiyanlığın özü olarak kabul ederken; Kilisenin, Hıristiyanlığı yozlaştırdığını, resmi bir kurum olarak cinayete ve devletin öteki suçlarına ortak olduğunu ileri sürerek, Kilisesiz, peygambersiz, ayinsiz, salt Dağdaki Vaaz’la sınırlı bir Hıristiyanlık öneriyordu. Tolstoy, Dağdaki Vaaz’ı çağımıza her ne kadar uyarlasa da bu düşüncenin belirleyici olan özünde, köleden itaat, efendiden de merhamet etmesi bekleniyordu... O, itaat kısmını bütünüyle itaatsizliğe dönüştürerek vicdanımıza yepyeni bir boyut ve bir derinlik kazandırdı. Rahatlıkla, Tolstoy anarşizmin vicdanıdır diyebiliriz. Tolstoy’dan sonra, savaş koşullarını bir yana bırakırsak, şiddete başvurulan her yerde, onu mutlaka anarşist ahlâkın süzgecinden geçirme ihtiyacı ve sorumluluğu doğdu.Meşrû müdafaa hakkını da 'kötülüğe kötülükle karşılık vermek' olarak gören Tolstoy, bütünüyle pasif direnişi, yani itaatsizliği önerir. Açık ki, pasif direniş, sistemin çeşitli aşırılıklarına ve daha çok da yaşam hakkına kast edildiği durumlarda ortaya koyduğu duyarlılığıyla bir mücadele tarzı haline gelmiştir. Oysa, hükmedilenlerin kendi kaderlerini belirleme özgürlüğüne ilişkin atacakları adım, daima pasif direnişin nötr tutumuyla karşılaşır. Çünkü o, hak ihlallerinde değişmez vicdani bir ölçü olarak şekillenmiştir. Dolayısıyla, mutlak barışçıldır. " [24]
"Benzer sekilde, Isa'nin gönülü yoksullugu, servetin bozucu etkileri üstüne yorumlari ve Incil'deki dünyanin insanlar için ortak olarak faydalanmak üzere yaratildigi yolundaki ifadeler özel mülkiyetin ve kapitalizmin toplumsal elestirisi için hep birer temel olarak ele alinirlar. Aslinda ilk Hristiyan kilisesi, (her ne kadar daha sonra onlari devlet dini içine sinirlandirsa da, kölelerin özgürlesme hareketi olarak kabul edilebilecek olan) radikal Hristiyan hareketlerinde (aslinda, Incil tahakküm altinda olanlarin hürriyet özlemlerinin bir ifadesi olarak kullanilagelmistir, ki bu daha sonra anarsist ya da Marksist terminoloji biçimini almistir) tekrar, tekrar ortaya çiktigini gözlemledigimiz maddi mallarin komünsel paylasimina dayanmaktadir. Bu nedenledir ki, Ingiltere'deki 1381 Köylü Ayaklanmasi'nda dini lider John Ball su ifadeyi kullanmistir: 'Adem topragi kazarken Havva yün egiriyordu, Peki o zaman efendi kimdi?' " [25]
Tolstoy İncil'in mesajını ciddiye alarak, gerçek bir Hıristiyanın devlete karşı çıkması gerektiği sonucuna varır. İncil'i okumasından, Tolstoy anarşist sonuçlara varır: "Yönetmek, güç kullanmak demektir; güç kullanmak ise gücün kullanıldığı kişinin yapmaktan hoşlanmadığının ve gücü kullananın kendisine yapılmasından da kesinlikle hoşlanmayacağının, ona [gücün kullanıldığı kişiye] yapılmasıdır. Sonuç olarak, yönetmek bize yapılmasını istemediğimiz şeylerin başkalarına yapılması demektir, yani yanlış yapılmasıdır" [26]
"Bu nedenle gerçek Hıristiyan diğerlerini yönetmekten uzak durmalıdır. Bu devlet karşıtı duruştan doğaldır ki Tolstoy, aşağıdan kendinden örgütlenen bir toplumun taraftarlığını yapmıştır: 'Resmî olmayan insanların kendi yaşamlarını kendi başlarına düzenlemeyeceği, keza hükümet insanlarının ne kendileri için ne de başkaları için bunu yapabilecekleri neden düşünülür?' " [27]
"Tolstoy, bireylerin rûhsal dönüşümünü anarşist bir toplumun yaratılmasının anahtarı olarak gördüğü için, baskıya karşı şiddet içermeyen eylemi savunur. Max Nettlau'nun söylediği üzere, 'Tolstoy tarafından vurgulanan büyük gerçek iyinin, iyiliğin, dayanışmanın - ve aşk diye adlandırdığımız tüm her şeyin - gücünün kendi içimizde yattığının; ve bunun uyandırılmasının, geliştirilmesinin ve ifa edilmesinin kendi davranışlarımızda olabileceği ve olması gerektiğinin kabul edilmesidir.' " [28]
"Tüm anarşistler gibi, Tolstoy da özel mülkiyet ve kapitalizme karşı eleştireldir. Henry George gibi - ki Tolstoy üstünde önemli etkisi olmuştur - toprak üzerindeki özel mülkiyete şöyle diyerek karşı çıkar; 'toprak mülkiyetinin savunulması ve sonucunda fiyatında yükselme olmasaydı, insanlar bu kadar dar alanlarda kümelenmeyeceklerdi, aksine halen dünyada oldukça bol olan serbest topraklara doğru yayılacaklardı'. Bunun da ötesinde, 'bu mücadelede, hiçbir zaman toprakta çalışan değil, aksine daima hükümetin şiddetinde pay sahibi olanlar avantaja sahiptirler.' " [29]
"Tolstoy, kullanım dışındaki bütün mülkiyet haklarının varolmasının, onların korunması için devlet şiddetini gerektireceğinin farkındadır; iyelik her zaman gelenekçe, kamuoyunca, adalet ve karşılıklılık hislerince korunmaktadır, ve bu nedenle de şiddet tarafından korunmaları gerekmez" [30]
Aslında, şöyle demektedir: "Tek bir sahibi olan on binlerce dönümlük ormanın şiddet kullanılarak korunması gerekir. Aynı şey pek çok işçinin ve soylarının aldatıldığı ve halen aldatılmakta olduğu, fabrikalarda ve işyerlerinde de geçerlidir. Yine aynı zamanda, tek bir kişi tarafından sahip olunan yüz binlerce kilelik hububat, kıtlık zamanında üç kat fiyatla satılmak üzere saklanmaktadır" [31]
"Tolstoy, kapitalizmin bireyleri hem ahlâkî hem de fiziksel olarak mahvettiğini ve kapitalistlerin birer 'köle-tüccarları' olduğunu ifade eder. 'Sanayici, gelirini işçilerinkini sömürerek elde eder ve tüm faaliyeti zorunlu, doğal olmayan emeğe bağlıdır.' diyerek gerçek bir Hıristiyanın kapitalist olmasının imkansız olduğunu söyler; ve bu nedenle öncelikle, kendi kârı için insan yaşamlarını mahvetmekten vazgeçmesi gerekir" [32]
Hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde, Tolstoy, kooperatiflerin "şiddetin tarafı olmak istemeyen ahlâklı, kendine saygılı bir kimsenin katılabileceği tek toplumsal faaliyet" [33] olduğunu belirtir.
"Şiddete karşı çıkmasından dolayı, Tolstoy hem devleti hem de özel mülkiyeti reddeder ve toplumdaki şiddetin sona erdirilmesi ve adil toplum yaratılması için pasifist taktiklerin kullanılmasına çağırır. Nettlau'nun ifadesi ile, Tolstoy 'şeytana karşı direnilmesini ... öne sürdü; ve direniş yollarından birisine yeni bir yol ekledi: itaatsizlik yolu ile direniş, pasif güç.' " [34]
"Özgür toplum fikrinde Tolstoy gözle görülür bir şekilde kırsal Rus yaşamından ve Peter Kropotkin (örneğin, Fields, Factories and Workshops), P. J. Proudhon ve anarşist olmayan Henry George'un çalışmalarından etkilenmiştir." [35]
"İrlanda'da, Güney Amerika'nın bazı kesimlerinde, ve 19. ve 20. yüzyıl başı İspanyasında olduğu gibi, Kilise'ninde facto siyasî güce sahip olduğu ülkelerde anarşistler tipik olarak din karşıtıdırlar; çünkü Kilise, karşı çıkanları ve sınıf mücadelesini bastırmak için gücünü kullanmaktadır. Böylece anarşistlerin çoğu ateist olmakla beraber, anarşizm içinde dinden anarşist sonuçlar çıkarsayan bir azınlık geleneği vardır. Ek olarak toplumsal anarşistlerin çoğu, daha büyük kötülüklere karşı durmak için şiddet kullanılması gerektiğini görerek, Tolstoycu pasifizmi dogmatik ve aşırı olarak değerlendirirler. Ama anarşistlerin büyük bir kısmı, anarşist bir toplum yaratmanın anahtarının değerlerin herbirinin değişimini sağlamak olduğu konusunda ve genel bir taktik olarak şiddet karşıtlığının önemli olduğu konusunda Tolstoyculara katılacaklardır. (yine, anarşistlerin ancak çok az bir kesiminin başka hiç bir seçenek kalmadığı durumlarda, kendini savunma amacı ile olsa bile şiddet kullanımını reddettiğini vurgulamalıyız). [36]
"Tolstoy'un fikirleri İngilizleri Hindistan'dan kovmak için, halkından şiddet dışı direniş uygulamalarını isteyen Gandhi'yi derinden etkilemiştir. Bunun da ötesinde, Gandhi'nin bağımsız Hindistanı köylü komünleri federasyonu olarak tasavvur etmesi de Tolstoy'un özgür toplum görüşüne benzerdir. 1933'te ABD'de Catholic Worker adlı gazeteyi kuran, inançlı bir Hıristiyan pasifist ve anarşist olan Dorothy Day ve Catholic Worker Group yine Tolstoy'dan (ve Proudhon'dan) oldukça etkilenmişti. Tolstoy'un ve dinsel anarşizmin etkileri, Hıristiyanlık fikirlerini işçi sınıfı ve köylüler arasındaki toplumsal etkinlikler ile biraraya getiren, Latin ve Güney Amerika Liberation Theology hareketlerinde de görülebilir." [37]
e) Tolstoy ve Pasifizm
"Lev Tolstoy'un önde gelen simalarından biri olduğu pasifist kol, anarşizm içinde uzun süreden beri varolmaktadır. Bu kol genellikle 'anarko-pasifizm' olarak adlandırılır. Anarşizmin temel ülküleri ve argümanları verili iken, anarşizmin ve pasifizmin birliği şaşırtıcı olmaz. Her şeyden öte, şiddet, ya da şiddet veya zarar tehditi, bireysel özgürlüğe zarar veren temel araçlardır. Peter Marshall'ın belirttiği gibi 'anarşistlerin bireyin egemenliğine saygısı dikkate alınırsa, uzun dönemde şiddet değil, şiddet-karşıtlığı anarşist değerler tarafından ifade edilmektedir" [38] Malatesta ise, " 'anarşizmin temel politik platformu şiddet'in insan ilişkilerinden soyutlanmasıdır' derken daha açıktır." [39]
"Tolstoy'un Government is Violence: essays on Anarchism and Pacifism adlı kitabının giriş kısmında, şöyle yazılıdır: Tolstoy'un anarşiye ulaşmak için önerdiği araçlar, bugün sivil itaatsizlik ve şiddetsiz doğrudan eylem olarak aşina hale gelinmiş. Tolstoy, otorite karşısında boyun eğmeyen ahlâkî direnişi savunur." [40]
Gandhi otobiyografisinde Tolstoy hakkında şöyle yazar, "Ciddi bir şüphecilik ve güvensizlik krizi içindeyken Tolstoy'un Tanrı'nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir kitabıyla karşılaşmam, ve onun etkisi altında kalmam bundan kırk yıl önceydi. O zamanlar şiddete inanan birisiydim. Onu okumam benim şüpheciliğimi tedavi etti ve beni ahimsa'nın (şiddetsizliğin) kararlı bir savunucusu haline getirdi... O, çağımızın ortaya çıkardığı en büyük şiddetsizlik önderidir." [41]
"İsa'nın topluma konusmaları, popüler ve günceldi. Şiddete karşıydı. Hakkı savunurdu. 'Sezar'ın hakk, Sezar'a... Allah'ın hakk, Allah'a...' söylemi onundur. Onun konusmalarından esinlenen insanlık önderleri, yüzyıllarca sonra şiddete karsi akımlar yarattılar. Onlar, adeta şiddet karşıtı yeni guruplardı. Örneğin... Savaş ve Barış romanının ünlü yazarı Lev Tolstoy, günlüğünde, Hıristiyanlık'tan esinlenen fakat dogmalardan ve efsanelerden temizlenmiş, şiddeti reddeden bir yeni din yaratmak istedigini yazardı. Londra'da eğitim yapan genç Gandhi de, İncil'den esinlenmisti. Ülkesi Hindistan'a döndüğünde, pasif direniş kampanyasını baslattı. Siyaset söylemini ve hareketini, şiddete karşı olmak söylemine dayandırdı. .Amerika'da, zenci lider Martin Luther King de, İsa'nın insan hakları ve şiddete karşı olmak ilkeleriyle, arkasına milyonlarca kara derili insanı topladı. Ne yazık ki... Tolstoy, bir taşra tren garında öldürülmüş bulundu.[42] Gandhi, 30 Ocak 1948 yılında suikasta kurban gitti. Martin Luther King de, 4 Nisan 1968'de, Menphist Tennesee'de öldürüldü.Üçü de, siddetin kurbanı olmuşlardı. Tıpkı İsa'nın da öldürülmüş olması gibi. Fakat... Aslında, bu ölümler şiddete karşı nefreti ve şiddete karsı örgütlenmeyi, şiddete karşı kültürü güçlendirmiştir. [43]
luciin Profilini Göster luciin - Daha fazla Mesajını bul
28-10-2007, 09:38 #3 luciin -YASAKLI-
Üyelik tarihi: 08 2007 Nerden: Öte'li... Mesajlar: 370 Karma gücü: 0
Giriş / Önsöz'de Yararlanılan Kaynaklar
“Anarchist Ideology”, thought | libcom.org “Anarşi-1”, Dr. Hakkı Açıkalın, [Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.akademyayadogru.org “Anarşizm”, Pyotr Kropotkin, türkçesi: Rahmi G. Öğdül, KARAŞIN, fotokopi-betik 4, Istanbul Kasım 1997, s.23 Anna Karenina – Tolstoy, Çeviren: Nuriye Yiğitler, Yeryüzü Yayınevi, 4 cilt, 2.Basım, Ankara 1997 “Antonio Gramsci ve Devrim”, M. Yıldırım, Sosyalist Barikat Dergisi, Temmuz 2002, Sayı:3 Çocukluk – Tolstoy, nic.tr: alan adı duraklatılmış.., Çeviren Rana Çakıröz “Definition Of Christian Anarchism”, WordIQ Dictionary &Amp Encyclopedia, Dictionary, Reference and Defintion of Words at WordIQ.com Diriliş – Tolstoy, Timaş, İstanbul 1999 Dünya Görüşü ve Din, isamesih.org Gençlik – Tolstoy, Çevirenler: Rana Çakırgöz & Cengiz Ekinci, MEB, İstanbul 2000 Hacı Murat - Tolstoy, Timaş, İstanbul 1996 (2.Baskı) İlk Gençlik – Tolstoy, nic.tr: alan adı duraklatılmış.., Çeviren Rana Çakırgöz İvan İlyiç’in Ölümü – Tolstoy, Kumsaati Yayınları, İstanbul 2003 İnsan Ne ile Yaşar – Tolstoy, Timaş, İstanbul 2003 Kazaklar - Tolstoy, Şule yayınları, İstanbul 1999 Karşılaştırmalı Edebiyat - A. M. Rousseau & CI. Pichois, MEB, İstanbul 1994 Kroyçer Sonat – Tolstoy, Timaş, İstanbul 2003 "Kroyçer Sonat": Hayatın ve Ahlâkın Terennüm Edilemeyen Senfonisi, Gülçin Şenel, Akademya.org - The Best Akademya Sabotajların Arka Planı Resources and Information. This website is for sale! Metinlerle Türk ve Batı Edebiyatı Lise 3 Ders Kitabı - Nihat Sami Banarlı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1993 Sosyalist Kültür Ansiklopedisi, Cilt 1, s.182-183, May Yayınları, 1979 Şiddetsiz ‘Eylemle Propaganda’, Gazi Bertal, [Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.karamecmu-a.org “Towards a non-violent society: a position paper on anarchism, social change and Food Not Bombs”, Chris Crass, uk.geocities.com/anarsistbakis/makaleler/crass-siddetsizbirtoplum.html “The Life of Tolstoy” - Paul Biryukoff, Cassell & Co., Ltd. 1911 “Tolstoy and Christian Pacifism”, Ross Wilcoxk, Peace Magazine Eylül-Ekim 1995 Yeni Rehber Ansiklopedisi, “Tolstoy” Maddesi, İhlas Yayınevi, İstanbul 1994 “What Types Of Anarchism Are There?”, [Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.infosop.org/faq/
[Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.kimkimdir.gen.tr , Tolstoy maddesi.
[Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.koprudergisi.com , Tolstoy maddesi.
[Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.ltolstoy.com
[Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.milliyet.com.tr/ozel/edebiyat/yazarlar/ , Tolstoy maddesi.
[Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.psikiyakrist.net , Tolstoy maddesi. Yoksaycılık ve Nietzsche, Albert Camus, [Linkleri Sadece Kayıtlı Üyelerimiz Görebilir | Hemen Ücretsiz Üye OLun] www.bilgi.edu.tr “Varoluşçuluk”, Afşar Timuçin, Milliyet Sanat Dergisi, 27 Ekim 1976
|
|
|
|
« Son Düzenleme: 21 Haziran 2008, 07:14:43 Gönderen: jamescof »
|
Logged
|
Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı
Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine...
|
|
|