Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gönderen Konu: Edgar Allan Poe:Düşlerin Efendisi...    (Okunma Sayısı 103 defa)
 
SECURITY ADMIN
*


Rep Gücü: 32
Rep Puanı: 1237




Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7522
Üye No: 1146
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Mail: E-Posta
METALLICA
 
« : 21 Haziran 2008, 07:23:41 »

Edgar Allan Poe:Düşlerin Efendisi...

--------------------------------------------------------------------------------



Edgar Allan Poe, ( 19 Ocak 1809 Boston - 7 Ekim 1849 Baltimore) Amerikalı yazar ve şair. Kendisi Amerikan Romantik Akımı'nın öncülerinden biridir. ABD'nin ilk kısa hikaye yazarlarından olan Poe modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de babasıdır. Bugün birçok kimse tarafından ABD'nin ilk büyük yazarı kabul edilse de Poe hayattayken sık sık küçük düşürülmüş ve yanlış anlaşılmıştır.


YaşamıHer ikisi de profesyonel oyuncu olan,üç çocuklu David ve Elizabeth (Arnold) Poe'nun ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti.Ertesi yıl annesi veremden öldü ve Richmond, Virjinya'dan İskoç tütün tüccarı John Allan kendisini yanına aldı. Ortanca adı Allan buradan gelir.
1815'te Allan'ın ailesiyle İngiltere'ye gitti ve Londra va Richmond'daki özel okullarda okudu. Öğrenciliği sırasında tanıştığı alkol ve kumar, yaşımını altüst etti. Kendisinden daha ünlü olan eşinin gölgesinde kaldı.

1820'de Virjinya'ya geri döndü. Virjinya Üniversitesi'ne kaydoldu ama burada sadece bir yıl kaldı. Bu dönemde kumar borçları yüzünden manevi babasıyla arası açıldı.

Önceleri başarısız fanzin denemeleriyle başladığı edebiyat yaşamı, 1832'de Saturday Courrier'da basılan beş öyküyle ve 1833'te Baltimore Saturday Visiter tarafından düzenlenen yarışmada "MS. Found in a Bottle" (Şişede Bulunan Elyazması) adlı öyküsüyle birinciliği kazanmasıyla devam etti. 1843'te, Godey's Lady's Book'ta yayımlanan "The Visionary" adlı öyküsüyle adı ülke genelinde duyulmaya başlandı.

Düzyazılarından başka, ustaca kurgulanmış ve yazılmış "The Raven" (Kuzgun) başta olmak üzere, "Annabel Lee" ve "To Helen" (Helen'e) adlı şiirleriyle de tanınan Poe 7 Ekim 1849'da öldü.

Charles Baudelaire'in "Çağımızın en güçlü yazarı..." dediği Poe, yazdığı özgün metinlerle birçok yazarı derinden etkiledi. Gerçekten de, ondan başka hiç kimse yaşamın ve doğanın istisnalarını daha büyülü anlatamadı.

Ayrıca edgar allan poe babasıyla hiç anlaşamayan bir yazardır ve eserlerinde babasıyla olan çatışmalarına rastlarız.Tam olarak bilinmese de babası tarafından cinsel tacize uğradığı eserlerinden anlaşılmaktadır.Babasına olan düşmanlığını babasının İspanyol oluşundan dolayı İspanyaya karşı görüşlerinden anlıyoruz.

Başlıca yapıtları: Dedektif Auguste Dupin Öyküleri, Oval Portre, Morgue Sokağı Cinayeti, Usher Evinin Çöküşü, Altın Böcek.

Ayrıca birçok şiiri bulunmaktadır.


Ölümü Ryan's Inn adlı bir meyhanede kötü bir halde bulunduktan 4 gün sonra, 7 Ekim 1849 günü Baltimore'daki hastanede öldü, öldüğünde 40 yaşındaydı. 8 Ekim günü Westminster Presbiteryen Mezarlığı'nda kendisi için düzenlenen cenaze törenini Rahip William T.D. Clemm yönetti. Törene yalnızca 4 kişi katılmıştı. Ölüm olayı ve nedenleri ile ilgili çok çelişkili ve anlaşılmaz raporlar hazırlanmıştır. Yıllar geçtikçe kendisini tanıyan ve tanımayanlar tarafından ortaya atılan kuramlar ve söylentiler arttı. Hala ölümünün arkasındaki gerçekler bilinmemektedir...



Burada ise Edgar Allan Poe'nun yazdığı dönem sansasyonlar yaratan ünlü şiiri Kuzgun'u paylaşıyorum:
Kuzgun Edgar Allan Poe


Evvel zaman önce ürkünç bir gecede,

Eski kitaplardaki yitik hikmeti,

Düşünüyordum güçsüz ve bitkin.

Başım öne düşmüş, uyumak üzereyken,

Nazik vuruşlarla kapı çaldı birden.

“Bir misafir” dedim “çalıyor kapımı”

“Bir misafir, başkası değil.”

Açık seçik hatırımda, bir Aralık günüydü,

Yerde bir hayalet gibi şöminenin ışığı.

Çaresiz sabahı istedim, kitaplardan diledim

Istırabın bitişini – Lenore’u kaybetmenin ıstırabı.

Meleklerin Lenore dediği o bakire, nurlu ve eşsiz,

Artık ebediyyen isimsiz.



İpeksi mor perdelerin süzgün hışırtısıyla,
Garip bir dehşet kapladı, hiç yaşamadığım.

Yineleyip durdum yatıştırmak için kalbimi,

“Odamın kapısında bekleyen kişi bir misafir,

Odamın kapısındaki gecikmiş bir misafir,

Başkası değil.”



Canlandım birdenbire, daha fazla beklemeden,

“Bayım” dedim “ya da bayan, affınızı diliyorum.

Gerçek şu ki uyukluyordum, usulca kapıya vurdunuz,

Usulca geldiniz, kapıma dokundunuz.

Emin olamadım işittiğimden.”

Sonra ardına kadar açtım kapıyı,

Karanlıktı, sadece karanlık.



Merak ve endişeyle baktım karanlığa uzun uzun,

Hiçbir faninin cüret edemediği hayaller içinde.

Sessizlik bozulmadı, ne de bir işaret karanlıktan,

Orada tek kelime “Lenore” idi, fısıldadığım.

Ve karanlıktan yankılandı bir mırıltı: “Lenore,”

Sadece bu, başka bir şey değil.


Ruhum alevler içinde döndüm odama,

Ardından yine bir tıkırtı, daha da şiddetli.

“Eminim” dedim “birşeyler var penceremde,

Gidip ne olduğuna bakayım, gizem çözülsün,

Kalbim sükun bulsun, bu gizem çözülsün.

“Rüzgardır, başka bir şey değil.”



Tam kepengi açacakken, kanat şakırtılarıyla

Heybetli bir kuzgun belirdi, kutsal günlerden kalma

Hiçbir şey söylemedi, ne bekledi ne durdu

Bir saygın kişi edasıyla, kapının üstüne tünedi,

Oda kapımın üzerinde, bir Pallas büstüne tünedi,

Tünedi ve oturdu, sadece bu


Cezbederek, takındığı ağır ve şiddetli tavırlarıyla

Üzgün ruhumu gülümsetti, çehresi bu siyah kuşun

“Sorgucun kırpılmış olsa da” dedim “Değilsin namert,

Karanlık kıyılardan gelen, korkunç ve gaddar kuzgun.

Söyle nedir, cehennemi gecenin kıyılarındaki saygın ismin”

Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



Şaştım bu hantal kuşun konuşmasına böyle açık,

Pek anlamlı, pek ilgili olmasa da söylediği;

Çünkü hiçbir şanslı insan yoktur, ki biliriz hepimiz

Oda kapısının üzerine tünemiş bir kuşla karşılaşsın

Kapının üstündeki büste tünemiş bir kuş ya da canavar,

Adı “Hiçbir zaman” olsun



Tek bir söz söyledi o dingin büstteki kuzgun

Taştı sanki bütün ruhu o tek kelimeden

Ne bir söz ekledi, ne bir tüyü kımıldadı

Acıyla mırıldandım: “Diğerleri uçup gittiler,

Sabah o da terkedecek beni, umutlarım gibi”

Dedi kuş “Hiçbir zaman”


İrkildim tam yerinde söylenen bu sözle,

“Şüphesiz” dedim “bu söz, tek sermayesi,

Üzgün bir sahipten miras, zalim belaların

Şarkıları tek bir nakarata düşünceye dek kovaladığı

Umutsuz ve hüzünlü bir ağıt gibi tekrarlanan

“Asla---hiçbir zaman”



Kuzgun beni hala cezbedip gülümsetirken,

Yöneldim koltuğa, kapının, büstün ve kuşun önündeki

Gömülürken koltuğuma, düşünüyordum

Eski zamanlardan kalma bu uğursuz kuşun

Bu gaddar, hantal, korkunç, ve kasvetli kuşun

Neydi kastettiği, derken “Hiçbir zaman”



Tahmin yürütmeye koyuldum, tek ses etmeden

Ateşli gözleriyle sinemi dağlayan kuşa

Devam ettim düşünmeye, uzatıp başımı

Lambanın aydınlattığı kadife yastığın üzerine

Lambanın gözlerini diktiği kadife ve mor yastık ki

Ah, “hiçbir zaman” yaslanamayacak o!



Sonra görünmez bir tütsünün kokusuyla ağırlaştı hava

Yüce meleklerin ayak sesleri çınladı tüylü zeminde.

“Ey Sefil” diye haykırdım “Bir ferahlık verdi sana Tanrın”

Lenore’un hatıralarından kurtulasın diye bir ilaç,

İç bu iksiri kana kana ve sil Lenore’u aklından

Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



“Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”

Kışkırtıcı mıydı yoksa bir fırtına mı seni bu sahile atan

Kimsesiz ama gözüpek – bu afsunlu çöl toprağında

Bu perili evde—bana gerçeği söyle, yalvarıyorum

Var mı – günahların ilacı? Söyle bana–söyle, yalvarıyorum

Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”


“Kahin” dedim “şeytani birşey! --kahin yine de, kuş ya da iblis”

Üstümüzde kıvrılan gökler ve yücelttiğimiz Tanrı adına

Söyle bu hüzünlü ruh, uzaktaki cennette, sarılabilecek mi

Meleklerin Lenore adını verdiği kutsal bir bakireye

Meleklerin Lenore dediği o eşsiz, nurlu bakireye

Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



“Bu söz ayrılık imimiz olsun ey kuş, ya da iblis”

“Dön artık fırtınaya, ve cehennemi kıyılara,

Söylediğin yalana nişan tek tüy bırakma.

Yalnızlığıma dokunma, terket o büstü,

Çek gaganı kalbimden, çek suretini kapımdan”

Dedi kuzgun “Hiçbir zaman”



Uçmuyor kuzgun, oturuyor orada, hala orada

Oda kapımın üzerindeki o süzgün büstte

Rüya gören bir iblisin bakışı gözlerinde

Gölgesi akıyor zemine yüksekteki lambadan

Ve bu gölgeden, yerde uzanmış yatan,

Yükselecek mi ruhum? – “hiçbir zaman”
Logged


Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa
Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar
avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı

Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle
Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden
Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine
Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine..
.
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: