Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gönderen Konu: Firavunlar    (Okunma Sayısı 51 defa)
 
ADMINISTRATOR
*


Rep Gücü: 24
Rep Puanı: 764



Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5981
Üye No: 400
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Web Sitesi: WWW
§µ§l{µñĿµĜµм ă§ăĿĕ†ĩмďĕñďĩř!
 
« : 24 Mart 2008, 08:16:16 »


TUTANKHAMON

Tuthankamon'un Lord Carnarvon'un çabaları sonucu ortaya çıkarılan mezarından çıkan en değerli parça olan ustu değerli taslarla bezenmiş maskesi..
Akhenaton ve Nefertiti'nin 6 kızı ve bir oğlu olmuştu. 6 kızı da bilinmeyen sebeplerden ölmüştü ve Akhenaton lanetlenmiş kral olarak görüldü. Amarna şehrindeki 17 yıllık dönem boyunca Aton tek tanrı olmuştu. Akhenaton'un oğlu Tuth-ankh-aten yarı(üvey) kız kardeşi Ankhesenamon ile evlendi. Tutankhaten adını değiştirdi ve Tuthankamon yaptı.
Tutankhamon firavun olmasından bir sure sonra Ey vezir oldu. Saraya giriş çıkış ve kararlar eyden çıkıyordu.
Tutankhamon 20 yaşında gizemli bir şekilde öldü. Ölümünün ardından birisi Tutankhamon'un izlerini çalışmıştır.
Cenaze günü 12 adam Tutankamon'un çekerken Ey bu kişilerin arasında değildi. Ey'in üzerinde panter derisi ve başında da firavun tacı vardı. Ey Tutankhamon'u alt edip firavun olmayı başarmıştı.
Ankesenamon bunun üzerine düşmanı olan Hitit Kralına bir mektup yazmış ve bu mektupta resmen yalvarmıştır. Krala onun çok fazla oğlunun olduğunu söylemiş ve oğullarından birini göndermesini istemişti. Bir hizmetçiyle evlenemeyecegini söylemişti. Kral bunun bir numara olduğunu düşünerek reddetmişti. Ankesenamon tekrar mektup yazmış ve neden böyle düşündüğünü sormuş. Eğer doğru olmasaydı kendini küçük düşürmeyeceğini ve ona yalvarmayacağını yazmış ve tekrara bir hizmetçiyle evlenemeyeceğini söylemiş. ( bu mektuplar şuanda bey şehirde müzede bulunuyor.)
Saraydan birinin onu evlenmeye zorladığı kesindi. Sonunda kral oğlunu yollamış ancak Mısır sınırlarına ulaşamadan öldürülüyor.
Ey sonunda Ankesenamon'la evlendi. Ankesenamon'un kurtulmaya çalıştığı hizmetçi Ey'di ve sonunda Ey firavun olmuştu.
Günümüzde bulunanların arasında bir yüzük vardı ve bu yüzüğün üstünde 2 kartuş vardı. Bir kartuşta Eyin diğer kartuşta ise Ankesenamon'un adı yazılıydı. Yani bu yüzük evlendiklerine dair bir başka kanıt oldu.
Ey firavun olduktan 3 yıl sonra öldü. Mezarında eski eşi Tey'in de adı geçiyordu ancak isim silinmişti.
Tutankhamon'un mezarına bakıldığında çiftin birbirine çok bağlı olduğu fikri ediniliyor. Duvarlardaki figürlerde birbirine dokunurken veya yardım ederken resmedilmiş. Örneğin bir resimde Tutankhamon avlanırken Ankesenamon ona okunu uzatıyor. Kol kola dururken resmedilmişler. Bulunanların arasında Tutankhamon'un Ankesenamon için yaptırdığı altından bir tabla var. Üstünde hiçbir işleme olmayan bir lamba var. Lamba çok sade ancak yanınca üzerinde Tutankhamon ve Ankesenamon'un resmi oluşuyor.
Ankesenamon'un 2 düşük yaptığı mezarındaki 2 mumyadan anlaşılıyor. Birisi 5 (mumyalanmış) ve digeri ise 8 aylık (yarı mumyalanmış) olmak üzere ikisi de kızmış.
Tutankhamon'un mezarına Nefkeperur gibi zengin ve sağlıklı olsun yazılmış.
Aped festivalinde Karnak tapınağında Tutankhamon'un resmi görevler yapmış olduğu da duvarlardaki kayıtlardan görülüyor.
Tutankhamon 20 yaşındayken ölmüştür. Mezarı açıldığında çok zengin bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Mısırlıların ısı kullanmadan altını şekle konusunda uzmanlaştıkları burada bulunanlardan da gayet iyi anlaşılmaktadır. Tabutu 120 kg ve 0.5 cm kalınlığında altından yapılmıştır. Altın maskesi de bulunmuştur.
Mısırlılar altının güneşten geldiğine inanıyordu (dünyanın oluşumu). Altın Ra'nın simgesiydi. Firavunlar kendilerini altınla kaplıyorlardı.
Burada Ankesenamon'un öldürülmüş olabileceğine dair kanıtlar vardır.
Tutankhamon'un taş mezarı açıldıktan sonra X-ışınlarıyla incelenmişti. Kafasının arkasından darbe aldığı görülüyor ancak yüzüstü yatar pozisyonda iken alınmış bir darbe olduğu saptanmıştı.
Neden öldüren kişi bulunmaya çalışılmamıştı ve yargılanmamıştı? Çünkü bu işi vezirin yönetmesi gerekiyordu ve vezir bu işi yürütmüyordu. Vezir'i de kimse yargılayamıyordu.
Bugün onca yaptığından sonra kimse vezir Eyi tanımıyor. Mezarı soyulmuş ve biriktirdiği tüm mirası çalınmış ve duvardaki yazılar da silinmiş.
Tutankhamon krallar vadisinde günümüze kadar gömülü kalan tek firavundur.


CLEOPATRA


Cleopatra saltanatı, Roma İmparatorluğu’nun gücünün ve Mısır saltanatının sonu anlamına gelmektedir. Harfi harfine tercüme edildiğinde Cleopatra isminin anlamı “Babasının Şerefi” demektir.
Cleopatra, MÖ 69 yılında doğmuş olup, Ptolemy XII’nin ikinci kızıydı. Annesi hakkında bir bilgimiz yok fakat Cleopatra Makedonyalıdır. Mısır dilini öğrenen ailesindeki tek kişidir. MÖ 51 de babasının ölümü üzerine Cleopatra erkek kardeşi Ptolemy XIII ile birlikte tahta çıktı ve evlendi.
MÖ 48 yılında bir iç savaşın iki kez çıkması üzerine acele durumu sakinleştirmeye başladı. Caesar MÖ 48 yılının Ekim ayında Mısır’a ulaştığında Cleopatra, savaşının galibiyete yardim etmek için büyük saltanatı inandırma görevini o aldı.
MÖ 58 yılında kovulduktan sonra babasının gücünü tekrar ele geçirmek için yardim istedi. Güçlü Roma İmparatoru ile anlaştı. Onun fevkalade yeteneklerinden etkilenerek ona sürpriz yaptı. Etrafında Caesar savaşıyordu. Caesar sonunda savaşı kazandı ve Cleopatra tahtına tekrar yerleşti, su an kardeşi Ptolemy XIV ile tahtı paylaştı. Caesar zaferinden sonra Mısır’ı terk etti, MÖ 47. oğlu Caesarion Celopatra’nin canini sıkmaya başladı. Caesar’in çocuğu diye söylentiler çıkmaya başladı. 2 yıl için Caesar’in hanimi gibi Onun villalarından birinde yasamaya başladı. O, Caesar’in öldürülmesinden sonra derhal Roma’yı terk etti.
MÖ 42 yılında Philippi Savaşı’nı kazandıktan sonra, Caesar’in suikastında yenildi. Mark Antony yakın zamanda İran’ı istila etmeyi gözüne kestirmişti. Cleopatra’nin Tarsus’ta bulunması gerekiyordu, O kraliçenin entrikalarıyla acele büyülenerek Tarsus Nehri’ni bir mavnayla geçti. Antony savaşı ikinci planda bırakmaya kararlıydı ve Cleopatra ile beraber Alexandria (İskenderiye)’ya döndü. MÖ 40 yılında çiftleştiler ve Cleopatra Selene ve Alexandria Helios adında ikizleri oldu. Antony, Caesar’in büyük erkek yeğeni Octavian ile yerleşim anlaşmasını görüşmek için Roma’ya gittiği yılla ayni yıldır. Octavia’nin kız kardeşi Octavia ile evlenir. 3 yıl sonra, Mısır için Roma’yı terk etti (karisi ve 2 çocuğunu bırakarak).
Kız kardeşinin şerefine derinden, intikam almak için saldırıda bulundu. Roma kanunlarına aykırı olan Antony daha da uzaklara gitti. Roma İmparatorluğu çocukları için gereken resmi kararları ilan etti. Alexander Helios, Selene ve Cyrene’yi alıp Ermenistan ve Fırat Nehri’nin batısındaki yöreye giderler. MÖ 36 yılında Ptolemy doğar ve Ermenistan’ın batısındaki adayı ele geçirirler.
Roma senatosu Antony ve Cleopatra üzerine savaş olacağını açıklar ve MÖ 31 yılında adi kötüye çıkan Actium Savaşı ile yenilirler. Octavia tarafından Mısır’da takip edildiler. Cleopatra söylemek için hizmetçiler göndermişti ama O anıtkabirinde ölmüştü. Antony, Octavian ile barış yaptı. Fakat Cleopatra’nin yaşadığını görmüştü. Octavian ile olan görüşmelerinde basarisiz oldu. Cleopatra bu sefer altın yatağında muhteşem elbisesiyle bir engerek yılanı tarafından kendi kendini öldürmüştü. Onun ve Antony’nin istekleri doğrultusunda yan yana gömüldüler.
Caesarium, Mark Antony şerefine Cleopatra tarafından inşa edilmişti. Ayrıca “Cleopatra’nin İğneleri” olarak bilinen iki dikilitaşa sahiptir. Thutmose III başlangıçta Kahire’de onlara sahip olur fakat MÖ 30 yılında tapınağın yerini değiştirirler. İğneler 19.yy.da Amerikan ve İngiliz hükümetlerine ödül olarak sunuldu. Su an biri New York ‘takı Central Park’ta , diğeri Londra’daki Embankment’dedir.

RAMSES

En büyük savaşı başlatan firavundur. Ramses savaşmayı biliyordu ancak İsrail Tanrısıyla yaptığı savaşta yenildi.
Babası Seti çok başarılı bir adamdı ve tapınaklar yaptırtmıştı. Bu tapınaklardan birinde politik bir ifade kullanıldığı görülmüştür: 'Hükümdarlığımdan çok şey bekleyin'
Ramses 22 yaşında Ebu Simbel Tapınağını yaptırtmaya başlamıştır Bu tapınak dağın içi oyularak yapılmıştır. Ramses yaşayan her varlığın kendinden korkmasını istiyordu.
Ebu Simbel ve Ramses'in 4 dev boy heykeli 20 yılda yapıldı. Çok az bir teknolojiyle ve bu kadar az zamanda nasıl yapıldı hala bilinmiyor.
Nubia'dan Mısır'a geçenler Amon, Ra, Thoth ve Ramses'in bu heykellerinden korkuyordu.
Ramses eşi Nefertari'ye de tapınak yaptırdı ve 'Güneşin parladığı kadın' yazdırttı.
Teb'de tapınaklar inşa etti. Memfis'teki yönetimi ve başkenti Delta bölgesine taşıdı. Bu bölge sulaktı ve askeri harekata geçmek için uygun bir yerdi. Daha sonra Pi-Ramses adında yeni bir şehir yarattı. 25 yaşında en büyük profesyonel orduyu oluşturdu. 25000 piyadeden oluşuyordu.




ANKHENATON

Mısır firavunları çoğunlukla zorba, baskıcı, savaşçı ve acımasız kişilerdir. Bu firavunların ortak özellikleri Mısır’ın çok tanrılı dinini benimsemeleri ve bu din sayesinde kendilerini tanrılaştırmalarıdır. Ancak Mısır tarihinde bir tek firavun vardır ki, diğerlerinden çok farklıdır. Bu firavun tek bir yaratıcıya inanılması gerektiğini savunmuş ve bu yüzden özellikle çok tanrılı dinin kaymağını yiyen Amon Rahipleri ve bunlara destek veren bazı askerler tarafından büyük baskıya maruz kalmış, sonunda da öldürülmüştür. Bu firavun MÖ 14. yüzyılda basa geçmiş olan IV. Amenofis'tir. IV. Amenofis MÖ. 1375'te tahta çıktığında yüzyılların getirdiği bir tutuculuk ve gelenekçilik ile karşılaştı. Bu döneme dek toplum yapısı ve halkın kraliyet sarayı ile olan ilişkileri değişmeden gelmişti. Toplum diş olaylara ve dinsel yeniliklere kesin olarak kapılarını kapalı tutuyordu. Tutuculuk, yukarıda da açıkladığımız gibi, Mısır’ın doğal coğrafi koşullarından kaynaklanmaktaydı.
Firavunların halka benimsettirdiği resmi din, eski ve geleneksel olan her şeye katıksız bir bağlılığı zorunlu kılıyordu. Oysa IV. Amenofis, resmi dini benimsemiyordu. Tarihçi Ernst Gombrich söyle yazıyor:
Eski geleneğin kutsadığı bir çok alışkanlığı kaldırıp, halkının, bunca garip bir biçimde betimlenmiş sayısız tanrısına saygı göstermek istemedi. Onun için tek bir yüce tanrı vardı, o da Aton'du. Aton'a taptı ve onu güneş biçiminde imgeleştirtti. Öteki tanrıların rahiplerinin etkisinden korunmak için, sarayını bugünkü El-Amarna'ya taşıdı.
Babasının ölümünden sonra genç yastaki IV. Amenofis, büyük bir baskıya maruz kaldı. Bu baskının sebebi, geleneksel çok tanrılı Mısır dinini değiştirerek tek tanrı inancına dayalı bir din getirmiş olması, ve her alanda köklü değişikliklere girişmesiydi. Ancak Teb önde gelenleri bu dini teblig etmesine müsaade etmediler. IV. Amenofis ve ahalisi Teb sehrinden uzaklasarak Tell El-Amarna'ya yerleştiler. Burada "Akh-et-aton" adında yeni ve modern bir şehir inşa ettiler. IV. Amenofis de "Amon'un Hoşnutluğu" anlamına gelen adini Akh-en-aton yani "Aton'a Boyun Eğen" olarak değiştirdi. Amon, çok tanrılı Mısır dininde en büyük toteme verilen isimdi. Aton ise, Amenofis'e göre "göklerin ve yerin yaratıcısı" idi, ki bu sıfatla Allah’ı kast etmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Bu gelişmelerden hoşnut olmayan Amon Rahipleri, ülkenin içinde bulunduğu bir ekonomik krizden de faydalanarak Akhenaton'un gücünü elinden almak istediler. Düzenlenen bir komplo ile Akhenaton zehirlenerek öldürüldü. Ondan sonra gelen firavunlar da hep rahiplerin etkisi altında kaldılar.
Akhenaton'dan sonra basa asker kökenli firavunlar geçti. Bunlar eski geleneksel çok tanrılı dini yeniden yaygınlaştırdılar ve eskiye dönüş için önemli bir çaba harcadılar. Yaklaşık bir yüzyıl sonra da Mısır tarihinin en uzun süre hükümdarlık yapacak firavunu II. Ramses basa geçti. Ramses, bir çok tarihçiye göre İsrailoğulları'na eziyet eden ve Hz. Musa ile mücadele eden firavundu.

ISİS

10.000 adı olan bereket tanrıçası Realkarnasyonla mısır halkı tarafından Kleopatra’nın içinde yaşadığına inanılıyordu.
Kleopatra`nın Sarayı M.Ö 300 yılında kurulan İskenderiye şehrinde bulunan Kleo`nun sarayı Kleopatranın ölümünden 400 yıl sonra meydana gelen büyük depremlerle sular altına gömülmüştü.Tarihe damgasını vuran bu saray yaklaşık 2 sene evvel İskenderiye körfezinde tekrar büyük araştırmalar sonucu yer yüzüne çıkarıldı.Bulunan ilk parçalar sarayın girişinde bulunan büyük surlar oldu.Daha sonra sudan çıkan 2 sfenks buradaki kalıntıların Kleo`nun sarayı olduğunu kanıtladı bu gerçekten büyük bir arkeolojik buluştu.
Sudan çıkan büyük yunan tanrısı Hermes`in heykeli ve kenti simgesi olan kıvrık yılan heykeli ilk bulunan bir kaç parçadan biriydi.Hiç bir zaman Kleo’nun tam bir resmi veya heykeli bulunamadı. Bulunan resim ve heykellerde hep başka türlü resmedilmişti.Ama bu kalıntılar içinden çıkan bir parada ilk defa Kleo`nun yüzü çok temiz ve güzel bir şekilde yapılmıştı. Sarayın yeri Strabon un çizdiği haritalardan yola çıkılarak aramalara başlandı.
Kleopatra Mısır`ın son hükümdarı oldu ve yaşamını Tarihte büyük izler bırakarak sona erdirdi.



Logged

DüshLerimde pusLu ßir intikam biLeklerimde ßayat ßir intahar øySa öLünücek ßirseyh yokmush Sen gidince ya$anacak ßir$ey øLmadığı kadar..
 
ADMINISTRATOR
*


Rep Gücü: 24
Rep Puanı: 764



Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 5981
Üye No: 400
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Web Sitesi: WWW
§µ§l{µñĿµĜµм ă§ăĿĕ†ĩмďĕñďĩř!
 
« Yanıtla #1 : 24 Mart 2008, 08:18:38 »

Tutankhamun


Kral Tutankhamun, Krallar Vadisi olarak bilinen eski Mısır kraliyet mezarlığındaki istirahatgâhından çıkarılırken, öfkeli bir rüzgâr hayaleti andıran toz bulutları kaldırdı. Gün boyu çöl semalarında koşuşturan koyu bulutlar, o anda gri bir perdeyle yıldızları örtüyordu.
Tarih 5 Ocak 2005, saat 18.00’di... Dünyanın en ünlü mumyası, birkaç saniye içinde, 3300 yılı aşkın bir süre önce yaşamını yitirmiş bu genç kralın ölümüne ilişkin sırların çözülmesi amacıyla buraya getirilen bilgisayarlı tomografi (CT) cihazına girecekti.
Dünyanın dört bir yanından gelen turistler öğle sonrasında kuyruklar oluşturmuş, yerin yaklaşık 8 metre altındaki kayaya oyma mezara inmiş ve mezar odasındaki duvar resimleri ile mumya biçimli dış sanduka kapağının en çarpıcı yanını –kralın yaldızlı yüzünü– incelemişti.
Akşam karanlığı çöküp vadi ziyarete kapandığında Mısırbilimcilerle işçiler çalışmaya başladı. Mezara temiz hava pompalanırken çıkan gürültüyü bastırmak amacıyla bağırarak verilen talimatlar ve yüreklendirici sözler eşliğinde sanduka kapağının baş ve ayak uçlarına hızla ipler bağladılar ve onu lahdin içinden çıkardılar. İplerin yeniden sabitlenmesi için verilen kısa aranın ardından ahşaptan yapılmış sade görünümlü bir kutuyu yavaş yavaş yukarı çektiler. İçinde, pamuk tabakaları ve yılların soldurduğu muslinden oluşan bir yatağın üzerinde, Kral Tutankhamun’un kalıntıları yatıyordu: sol yanak bölgesinde bir yara izi taşıyan huzurlu bir yüz, kalın bir göğüs kafesi, kol ve bacak kemikleri –tümü, gömü ritüelinde üzerine dökülen reçineden kararmış...
Mısır Eski Eserler Yüksek Kurulu Genel Sekreteri Zahi Hawass, ilk kez mumyanın üzerine doğru eğilirken, “1920’lerde Carter’ın yaptıkları nedeniyle çok kötü durumda” dedi. Howard Carter sonuçsuz kalan ve yıllara yayılan uzun arayışlardan sonra, 1922’de, Tutankhamun’un mezarını keşfeden İngiliz arkeologdu. Eski dönemlerde yağma edilmiş olmasına karşın mezarın içindekiler şaşılacak derecede eksiksizdi. (Halen, keşfedilmiş en zengin kraliyet toplu buluntuları olma özelliğini koruyor ve firavunun efsanesinin bir parçasına dönüşmüş durumda.) Altından yapılmış olan ve sonsuz parıltılarıyla yeniden doğuşu garanti altına almaları beklenen göz alıcı eserler mezar keşfedildiğinde sansasyona yol açmıştı –günümüzde de en büyük ilgiyi onlar çekiyor. Ancak Tutankhamun’la birlikte gömülenler arasında masa oyunları, bronz bir ustura, ketenden yapılma iç çamaşırları ve kasalarca yiyecek ve şarap gibi öte dünyada yanında isteyebileceği günlük eşyalar da vardı.
Carter, firavunun mezar hazinelerinin büyük bir özenle –ve aylar boyunca– kaydının tutulmasının ardından, iç içe yerleştirilmiş üç sandukasını incelemeye başladı. İlkini açtığında söğüt, zeytin ve lotus çiçeği yaprakları ile peygamberçiçeklerinden çelenklerle bezenmiş bir kefen ortaya çıktı. Ve tüm bu sayılanlar, mart ya da nisan ayında gömülmüş olduğunun solmuş kanıtlarıydı. Sonunda mumyaya ulaştığındaysa, bir sorunla karşılaştı. Ritüelde kullanılan reçine sertleşmiş, Tutankhamun’u som altından yapılmış tabutun zeminine yapıştırmıştı. Carter daha sonra, “Ne kadar güç uygularsak uygulayalım yerinden oynatamadık,” diye yazacaktı. “Peki ne yapılmalıydı?”


Bunu Biliyor muydunuz?

Kral Tutankhamun’un eşi, üvey kız kardeşi (ya da yeğeni) Ankhesenamun evlenmeye meraklı biri gibi görünüyor.
Eski Mısır’da olasılıkla hanedanın soyunu korumak amacıyla, kraliyet üyelerinin aile içi evlilik yapması kabul gören bir uygulamaydı. Kral Tutankhamun’un öncülü Akhenaten ve eşi Nefertiti’nin en az altı çocuğu olmuştu; ama aileyi betimleyen heykel ve kabartmalarda sadece kızların yer almasından anlaşılacağı üzere, aralarında hiç erkek çocuk yoktu. Ana kraliyet soyunda (belki Akhenaten’in diğer eşlerinden doğmuş olabilecek bir-iki kişi sayılmazsa) erkek çocuğun yokluğu, hanedanın geleceği için endişeleri artırdı.
Her ne kadar 18. hanedanın arapsaçına dönmüş ilişkiler ağının içinden çıkmak zor olsa da, akla yakın bir öykü şöyle: Akhenaten bir erkek veliaht bırakma umuduyla, belki de, Nefertiti’den olan kızlarından ikisiyle evlendi. Bunlardan biri, Ankhesenamun, babası ve kocası Akhenaten’in ölümü üzerine, gizemli kral Smenkhkare’yle evlenmiş olabilir. (Tabii, bu kişinin bir “erkek” olduğu doğruysa; çünkü Smenkhkare’nin firavun olarak ülkeyi yöneten Nefertiti olabileceği yolunda savlar var.) Smenkhkare’nin kayıtlardan silinip gitmesinden sonra, prensesin genç kral Tutankhamun’la evlendiği ve bu talihsiz firavunun bir vâris bırakmadan 19 yaşında öldüğü biliniyor.
Tutankhamun’un ölümünün ardından, Ankhesenamun, krallık görevini üstlenen yaşlı saray yöneticisi Ay’la da evlenmiş olabilir. Ay’ın ise onun büyükbabası ya da büyük dayısı olması yüksek bir olasılık. Böylece Ankhesenamun’un genç yaşta oldukça kısa bir süre içinde babasıyla, üvey kardeşlerinden ikisiyle (ya da üvey kardeşi ve amcasıyla), büyükbabası ya da büyük dayısıyla evlendiği ortaya çıkıyor.
Zavallı kadının Hitit kralına mektuplar yazmasına ve kendisiyle evlenerek krallığı üstlenecek bir genç prens gönderilmesi için yalvarmasına doğrusu şaşmamak gerekir




Ender Elde Edilen Olanak

Kral Tutankhamun'un tıka basa dolu mezar odasında, arkeolog ve teknisyenlerden oluşan bir ekip genç firavunun sandukasının yaldızlı ahşap kapağını inceliyor. Normalde sanduka, mumyanın kuvarsit bir lahdin zemininde kapalı kalmasını sağlıyor; ama 5 Ocak 2005'in o özel gecesinde Tutankhamun'un dışarı çıkarılması ve bilgisayarlı tomografi (CT) taramasından geçirilmesi için geçici olarak açılmış. Bir süre sonra işçiler, ahşap bir kutuya özenle yatırılan mumyayı Krallar Vadisi'nde kayaya oyulmuş yeraltı mezarının hemen dışında bekleyen özel donanımlı treylere taşıyacak.




Gerçeklik Anı

Mısır Eski Eserler Yüksek Kurulu Başkanı Zahi Hawass (ortadaki), CT cihazının içine konulmadan önce Tutankhamun'un mumyasını hızlıca fiziki bir taramadan geçiriyor. "Kral Tutankhamun Mısır tarihinin simgesi, ama inceleyebileceğimiz binlerce mumyadan sadece biri. CT taramalarıyla bir bakıma ölüleri yaşama döndürebiliriz." Howard Carter'ın 1922'de mezarı bulmasından bu güne dek, Tutankhamun'un erken ölümüne dair birçok söylenti ve kuram ortaya atılmıştı. 1968 ve 1978'de çekilen röntgen filmleri bu tartışmaya yeni boyutlar kattı. Şimdi yüksek çözünürlüklü CT görüntülerinin 3300 yılı aşkın bir süre önce hüküm süren bu firavunla ilgili sırları açığa çıkarması bekleniyor.



Sağlık Tablosu

Tarama işleminin sona ermesiyle birlikte, elde edilen görüntüler firavunun ölümü konusunda bir ipucu ortaya koydu: Kafatasının sağlam oluşu, firavunun arkadan başına aldığı bir darbeyle öldürüldüğü yolundaki gözde kuramı tarihe gömdü. Taramayı izleyen haftalarda, Mısırlı ve Avrupalı uzmanlar Tutankhamun'u bilgisayarda her açıdan inceledi. Böylece firavunun öldüğü sırada normal, sağlıklı ve yaklaşık 19 yaşında genç bir adam olduğu sonucuna varıldı. Ekipteki bazı kişiler sol bacakta hemen diz üstünde meydana gelen bir kırılmanın ölümcül bir enfeksiyona yol açmış olabileceği kanısındaydı; ama bunu kesin olarak belirlemelerine olanak yoktu. Bu nedenle Kral Tutankhamun'u kimin veya neyin öldürdüğü -en azından şimdiye kadar yapılan çalışmalar çerçevesinde- çözülmemiş bir sır olarak duruyor.



İlginç Baş Şekli

Bir prensese, büyük olasılıkla Kral Akhenaten'in kızı Meritaten'e ait bu kuvarsit baş, olağandışı bir kafatası şeklini sergiliyor. Bunun, o dönemdeki sanatsal üslupla abartılmış bir aile özelliği olması çok yüksek bir olasılık. Prensesin üvey kardeşi ya da amcası Kral Tutankhamun'un kesinlikle uzun ve dar bir kafatası vardı; ama bu, kasıtlı bir deformasyonun sonucu değildi. CT görüntülerini inceleyen uzmanlar Tutankhamun'un kafatası şeklinin hastalıktan da kaynaklanmadığını belirtiyor. Sadece, insan çeşitliliğinin normal sınırları içinde kalan bir örnek söz konusu.
Logged

DüshLerimde pusLu ßir intikam biLeklerimde ßayat ßir intahar øySa öLünücek ßirseyh yokmush Sen gidince ya$anacak ßir$ey øLmadığı kadar..
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: