ADMINISTRATOR
Rep Gücü: 24
Rep Puanı: 764      
Ruh Halim:
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 5981
Üye No: 400
Nerden:
Üye Bilgileri: 
Web Sitesi: 
§µ§l{µñĿµĜµм ă§ăĿĕ†ĩмďĕñďĩř!
|
 |
« : 24 Mart 2008, 08:25:32 » |
|
DOGU VE BATI MiTOLOJiLERiNDE HAYVAN MOTiFi II. Sürüngenler, Balıklar, Kanatlılar ve Mitolojik Hayvanlar Altan ARMUTAK* Giris Çalısmamızın ilk bölümünde de belirtildigi gibi zoomorfizm (animalizm) ve antropomorfizm, insanlık tarihinin erken dönemlerinde dini düsüncenin gösterdigi önemli gelisim basamaklarıdır. Zoomorfizm evresinde insanlar, tanrıları hayvan biçimli varlıklar olarak düsünürlerken, antropomorfizm evresinde ise tanrılar artık, insan seklinde tasarlanmıstır. Zoomorfizm de hayvanların kayıtsız üstünlükleri kabul edilirken, antropomorfizm’de insan kendi üstünlügünü kabul etmis ve hayvanlara da bunu kabul ettirmistir. Bu iki önemli evreyi birbirine baglayan gelisim, uygarlıgın yükselmesi ve yükselen uygarlıga baglı olarak da insanoglunun dogaya hakim olusudur .
Sonuçta; hayvanlara karsı baslangıçta korku ve hayranlık duyarak onları tanrıları olarak kabul eden insanoglu, zamanla, tümüyle kendi ürünü olan uygarlıgını gelistirmis ve kendi kendisine hayranlık duyarak insanın tanrısının ancak insan biçimli olabilecegi sonucuna varmıstır. Dünya üzerinde yer alan kültürlerin büyük bir çogunlugunda, zoomorfik ve antropomorfik evreler zengin mitolojik renklere sahip evrelerdir ve bu evrelerde sekillenen mitolojik olayların çogunda da hayvanların önemli roller üstlendikleri saptanmıstır. Dogu ve batı mitolojilerinde memeli hayvan motiflerini inceleyen çalısmamızda oldugu gibi, bu çalısmada da, çoktanrıcı (politeist) dinlerin mitolojilerinde önemli bir yer tutan sürüngen, balık, kanatlı ve mitolojik hayvan motifleri incelenerek sonuçta insan-hayvan iliskilerinin kökenleri ve gelisimleri tek tanrıcı döneme degin bir bütün olarak ortaya konulmaya çalısılmıstır. Materyal ve Metot Arastırmanın materyalini Dogu ve Batı mitolojilerini konu edinmis Türkçe, çeviri ve yabancı dillerde yazılmıs yayınlar olusturmustur. Bu kaynaklardan elde edilen bilgiler hayvan türlerine göre sınıflandırılmıs ve bazıları veteriner hekimlik yönünden de önem arz eden sürüngenler, balıklar, kanatlılar ile mitolojik hayvanlar baslıkları altında toplanarak bunlara ait mitolojik bilgiye ve karsılastırmalı yorumlara yer verilmistir. Bulgular Sürüngenler Yılan: Bu sınıfın en önemli temsilcilerinden olup, deri degistirmesinden dolayı ölümsüzlügü sembolize eder. Kutsal ve kimi yerlerde de tanrı olarak kabul edilir. Yılan kültü (tapımı), ilkçagda çok yaygındır. Toprak altında yasayan yılanların, ölü atalarla iliskisi bulunduguna ve ölü ataların ruhlarını tasıdıgına inanılır. Yılan çogunlukla yeryüzünün ve yer altının simgesidir. Amerika yerlileri için yeraltındaki güçlerin tümü yılana aittir. Yunan mitolojisinde ise, topraktan yaratılanların tümü yılan biçimlidir.Günümüzdeki ilkel topluluklarda da yılan tapımı (kültü) süregelmektedir . Yılan ayrıca sular tanrısıdır ve dünyada agaç köklerinin arasında yasar . Afrika yerlileri arasında da en yaygın totem yılandır . Yunanlılar sifa verici tanrılarla iliskili olduklarını düsündükleri için yılanları ev hayvanı olarak bulundurmuslardır. Asası iki yılanla sarılı olan Hermes bunun tipik bir örnegidir. Budizm’de aynı yönde görüsü Buda’nın öyküsünde sergiler. Buda insan baslı bir yılan olan “Naga”ya dönüsür ve bu formdayken hastalık ya da kıtlıktan zarar gören insanlara yardım eder. Deri degistirmesi yeniden dogum olarak kabul edilir . Eski Mısır inancına göre, Nil nehrinin kaynagı olan iki magarada “Agathodameon” adlı bir yılan yasar . Mitolojilerde yılan daima devlestirilir. Sümerlerde, Etilerde ve diger Anadolu uygarlıklarında bir dev yılan öyküsüne rastlanılır. Özellikle Mezopotamya’daki ünlü Gılgamıs Destanı’nda yılanın özel bir yeri vardır. Yılan bu destanda, Gılgamıs’ın elindeki gençlik ve yasam veren otu yiyerek gömlegini degistirme özelligi kazanır. Babil tanrılarından Marduk, devlerle savasırken yanında çok kez yılanlar bulunur . Anadolu, _ran, Hindistan ve Mezopotamya’yı kapsayan çok genis bir cografyada inanılan Mithra adlı tanrı, arslan baslı bir yılan olup atesi simgelemektedir. Mithra resimlerde günes ile beraber gösterilir. Mitra dininde yılan; hayat bitkisini, hayat agacını ve iyilik yapıp hastaları iyilestirmesini bilen ilahı simgelemektedir . Tanrı Apollon, Delphoi tapınagında yasayan ve kehanetlerde bulunan toprak ana Gaia’nın oglu dev piton (python) yılanını, tek kahin kendisi olmak için öldürür. Delphoi’nin eski adı da bu python’un adından gelmekte olup, Delphoi tapınagının kuruldugu kayalıktaki magarada yasayan dev piton yılanı bu içinden dumanlar çıkan magaranın üstüne kurdugu üç ayaklı sehpa üzerinde oturur .Ayrıca yine tanrı Apollon, bir kral kızıyla birlikte olabilmek için yılana dönüsür. Bu arada Herakles ise “Hydra” adındaki yılan-ejderi ortadan kaldırır. Herakles, Pirene (Pyrene) adlı bir kızı da bastan çıkarır. Ondan bir yılan doguran genç kız bunun utancıyla daglara kaçar ve bu daglar günümüzde kızın adıyla anılır . Hekimlik sanatını daha dogmadan önce tanrı Apollo’dan ögrenen Centaur (at adam) Kheiron’un Akhilleus ve Aesculap adlı çok basarılı iki ögrencisi vardır. Bunlardan Akhilleus, Kheiron’dan ögrendigi hekimlik sanatını ve edindigi ilaç bilgisini Troya savasında yaralılar üzerinde kullanırken, diger ögrencisi Aesculap ise bir süre sonra Tıp Tanrısı olacak ve onun adına tapınaklar kurulacaktır . Aesculap bir ölüyü diriltecek denli büyük bir hekimdir. Bu nedenle tanrılar tanrısı Zeus’un hısmına ugrar ve bir yıldırımla yok edilir. Tıp Tanrısı Aesculap, elinde tuttugu ve üzerine yılan sarılı bir asa ile betimlenir. Bu tabloda yılan; hayatın gücünü, insanları besleyip iyilestiren bitki ve agaçları yetistiren topragı, yeraltını ve yeryüzünü ve sık sık deri degistirmesi nedeniyle gençligi, dinçligi ve yasama gücünü simgeler Bu nedenlerden ötürü bir süre sonra yılan hekimliklerin sembolü haline gelir . Hititlerde büyük yılan “Asertu” kutsal bir canlı ve ulusal bir tanrıdır ve “Illuyanka (İlluviyankas)” ise, büyük mitolojik bir yılandır. Bu yılan kimi yerlerde tanrılarla kimi yerlerde de kartallarla savasır. Bu dev yılana karsı savasan bir tanrıça, tanrılara törenler tertipler ve fıçılar dolusu içkiler hazırlatır. Daha sonra _lluyanka’yı ve çocuklarını da törene davet eder. Dev yılan çocuklarıyla beraber gelip yer, içer ve iyice siser. Yılan çocuklarıyla beraber yuvasına dönmek üzere giderse de yasadıkları yerlere artık sıgamadıklarından tanrıça ve diger tanrılar onları iplerle baglayarak yok ederler. Yine, Hitit ülkesinin koruyucu tanrısı Sandu, azgın bir düsman olarak betimlenen bir yılanı dev bir topuzla öldürür . Orpheus dini inananlarınca Antikçag’da evrenin olusumu tanrıça Kibele (Kybele) ile “Ofiyon” adlı yılanın sevisme sarsıntılarıyla açıklanmaya çalısılır. Antik Yunan’da bazı kralların yılan olduguna inanılır. Sümer’lerin yaratılıs efsanelerinde de gökyüzü ve yeryüzü tanrılarını yaratan Lakmu ile Lakamu, erkek ve disi birer yılandır. Aztekler ise insanların “Siyuakotl” adındaki bir yılan-kadın’dan türedigine inanırlar . Hintlilerin kutsal kitabı Vedalardaki yılan ile bogusma sahnesi, dogrudan dogruya dogayı simgeleyen bir semboldür Roma mitolojisinde “Basilikos” adında bir yılanın özellikleri anlatılır. Bu yılan bir bakısta insanları öldürür. Ancak bir gün kendisini aynada görünce, bakar bakmaz kendisini de öldürür. Basilikos, kuluçkadaki bir kurbaganın altındaki horoz yumurtasından olusmustur . Japon mitolojisinde ise, “Yamato No Oroçi” adlı sekiz baslı bir yılan ülkenin huzurunu bozar. Bunun üzerine öldürülen yılanın kuyrugunda tasıdıgı ayna, kılıç ve mücevherler, imparatorlugun kutsal hazinelerini olusturur . Eski Mısır’da gökte yasayan “Apofi (Apapa)” adlı bir yılan vardır ki bu yılan her gün günesi dogudan batıya dogru tasıyan günes tanrısı Ra’nın pesinden gider, onu sokmaya çalısır ve bir gün sokup öldürür. Ancak tanrı İsis, Ra’yı iyilestirir Yine Eski Mısır’da ilkel kaotik yapıyı “Ogdoadlar” denilen ve “Nun-Naunet-Kuk-Kaulet” adlı dört yılan ile “Huh- Haulet-Amon-Amonet” adlı dört kurbaganın olusturduguna inanılır ve bu kaosu tanrı Aton’un sulardan çıkarak düzene soktugu ileri sürülür .Asagı Mısır Krallıgında hayvan-tanrı kobra yılanıdır. Mısır’da kozmogoni (evrendogum) ile ilgili dört yılan “Uçurum-Karanlık-Görünmez Su” vardır. Evrenin çevresinde de “Apofis” adlı kozmik bir yılan bulunmaktadır. Bu yılanın yırtıcı gücünden korunmak için dinsel ayinler yapılır. Çünkü Apofis kesinlikle tam olarak öldürülemez . Mısır düsüncesinde en önemli ve esaslı rol günese aittir. Horus ise günesi ifade eden bir tanrıdır. Kardesi Seth ile yaptıgı kavgada bir gözü çıkar ve Horus, çıkan gözünün yerine “Uraeus” adlı bir yılanı takar. Bu yılan daha sonradan firavunların egemenlik simgesi olmustur . Ölen yılanlar tapınaklara gömülür . Eski İran hükümdarları saraylarına alacakları hekimin bilgisini ölçmek üzere, kendilerini bir yılana sokturup hekimi tedaviye mecbur bırakırlar. Hekim, ancak hükümdarın iyilesmesini saglayabilirse, bilgisini ispatlamıs olur ve saraya kabul edilerek görevine baslar . İskandinav tanrısı “Votan” sık sık yılan kılıgına girer. Slavların efsanevi kahramanı Vseslaviç bir yılanın ogludur. Totemlerinin çogu yılan olan ilkel toplumlar, yılanları deri degistirdiklerinden ötürü ölümsüz saymıslar ve ölümsüzlügü elde edemeyislerini de ona baglamıslardır. Yılan, Eski Türklerin “12 Hayvanlı Takvimi”nde yer almıstır . Bir Orta Afrika efsanesine göre; bir zamanlar insanlar da ihtiyarlayınca derilerini atarak gençlesirler. Yalnız bu islemi yalnızken yapmaları gerekmektedir. _htiyarın birisi bu islemi torununun gözleri önünde yapınca, tanrının gazabına ugrar ve insanlar böylesi bir nimetten mahrum kalırlar . Tibet’te yılan ve kus birlestirilir ve bu birlesik yaratıga boynuzlu bir insan bası konulur. Aynı motif İran’da da vardır. Bunun ejderha motifiyle iliskili oldugu ileri sürülmektedir. Ayrıca Polinezya’da yılan tanrıyla kus tanrı arasındaki mücadele, agaç oymalara konu olmustur Amerika’da Missisipi nehri ve Meksika vadisinin her yerinde tüylü ve boynuzlu bir yılana inanılır ve saygı duyulur. Bölgedeki kızılderililer bu büyük, tüylü yılana taparlar ve ona adaklarda bulunurlar Timsah: En çok Eski Mısır mitolojisinde rastlanılır. Sular tanrısı Sobek timsah baslıdır ve kutsal hayvanı da timsahtır . Ancak Mısır’ın her yerinde timsah kutsal kabul edilmez. Bazı bölgelerde düsman sayılır. Halk evcil timsahlara bakar ve besler; kulaklarına küpeler, ayaklarına bilezikler takar ve öldüklerinde bazıları mumyalanıp özel tabutlara konularak kutsal yerlere gömülürler . Timsahların, ölen insanlardan günahkar olanları öbür dünyada parçalayacaklarına inanılır . Kertenkele ve Bukalemun: Çogu ilkel toplulukların mitolojisinde, atesi yeryüzüne getirerek insanları kurtardıklarına ve dünyanın yaratılısına yardımcı olduklarına inanılır . Kaplumbaga: Yunan mitolojisinde genellikle pek yer almaz. Yalnız tanrı Apollon, bir kralın çok sevdigi kızına yaklasabilmek için bir kaplumbagaya dönüsür ve kız kaplumbaga ile oynamak üzere onu kucagına aldıgında birdenbire bir yılana dönüserek kızla çiftlesir . Hint mitolojisinde tanrı Visnu, yeryüzüne ikinci kez bir kaplumbaga olarak iner. Tanrıların denizleri karıstırmak için tersine çevirdikleri bir dagın ucu, dünyanın dibini delmesin diye de sırtındaki kabugu dagın sivri ucuna dayar . Hint mitolojisinde dünya bir kaplumbaganın sırtından dogan bir filin üzerinde bulunur. Çinlilerde kaplumbaga dünyayı destekler ve her bir ayagı bir elementi ya da dünyanın bir kösesini temsil eder. Taoculukta ise, evreni temsil eder ve kutsal güçlere sahip bir hayvan olarak kabul edilir. Kaplumbaga yumurtasının kabugu kutsamada kullanılır. Polinezya yerlileri de kaplumbagayı okyanus tanrılarının gücü olarak sembolize ederler . Afrika mitolojisinde tanrının ilkin kaplumbagaları yarattıgı, sonra bunu insanların ve tasların izledigi bildirilir. Ancak kaplumbaga ve insan zamanla çocuk istedikleri için tanrı tarafından ölümlü olmakla, tas ise çocuk istemedigi için ölümsüzlükle ödüllendirilir . Kızılderili mitolojisinde de kaplumbaga, tanrı Maheo’nun istegi üzerine yeryüzündeki topragın ilk olarak olusumunda rol oynar. Tanrı Maheo, suyun dibinden çıkarttıgı çamuru, kaplumbaganın sırtına yıgmıs ve yeryüzündeki toprak buradan köken almıstır. Bu nedenle kızılderililer ona “Kaplumbaga Büyükanne” adını verirler . Bazı kızılderili kabilelerindeyse, kaplumbagaların suyun dibine kadar indiklerine, ancak bu sırada gözlerine ve kulaklarına çamur dolduguna ve bu çamurun daha sonra kurutulup bir ada yapıldıgına ve dünyanın da bu adadan olustuguna inanılır . Balıklar Balık (Genel): Dogu ve batı mitolojilerinin çogunda kutsal olup, Sümer tapınaklarının kutsal hayvanı balık kuyruklu bir koyundur. Burada tanrı Ea’nın rahipleri de balık biçiminde giysiler giyerler. Hint tanrısı Visnu, yeryüzüne ilk inisinde balık biçimine bürünür. Seytan’ın, Brahman’ın yazdıgı kutsal Vedaları denizin dibine atması nedeniyle balık biçiminde yeryüzüne inmis ve denizi dibinden kutsal kitabı çıkartmıstır. Bu arada insanların kötülügü seçtiklerini gören tanrılar, onları tufanda bogmuslar, sadece Manu adındaki bir insancık bir tepenin üstünde sag olarak kalmıstır. Balık Visnu, bu insanı sırtına alarak yüzmüs ve suların çekildigi bir kara parçasına onu bırakarak insan soyunu yok olmaktan kurtarmıstır. Denizci toplumlarda balıkların iyi sans ve mutluluk getirdiklerine inanılır .Germen kavimlerinin kötü seytanı Loki arasıra balık kılıgına girer ve balık agını icat eder. Loki’nin oglu vahsi kurt Fenris’in tasması da balıkların solugundan yapılmıstır. Balıkların soluklarını bu tasmanın yapımında kullandıklarından bu nedenle artık solumadıklarına inanılır . Kızılderililerde Tanrı Maheo, ilk önce dereleri yaratır ve sonra bu sudan canlıları yaratır. Önce derin su balıklarını, sonra kumlarda yasayan diger deniz hayvanlarını ve gölün dibini yaratır; buradan da sularda yasayan kusları meydana getirir . Bedevilerde, ay ile günesin ortak bir düsmanı olduguna inanılır. Hüt adı verilen ve büyük bir balık olarak düsünülen bir dev, ara sıra onları yutmaya çalısır. Fakat ancak bir kenardan kavrayabildiginden, ay ve günes Hüt’den kurtulmayı basarırlar ve hep yasarlar. Bedeviler mızrak ve silahlarını alıp “Ya Hüt, ayımızın rahatını bozma!” diye bagrısırlar . Deniz kızları olarak da adlandırılan sirenler; belden yukarısı kadın ve belden asagısı balık olan kötücül deniz perileridir. Deniz kıyılarındaki kayalıklarda yasarlar ve hiçbir insanın dayanamayacagı kadar güzel seslidirler. Kayalıklarda dayanılamayacak güzellikte sarkılar söyleyerek denizcileri ve gemileri kayalıklara çekerek parçalarlar. Ünlü destanda Odysseus, gemicilerinin kulaklarını balmumuyla tıkayıp kendini de bir direge baglayarak onların sesine kapılmaktan kurtulur. Sirenleri gören hiç kimse sag kalmadıgından nasıl oldukları ve neye benzedikleri bilinmemektedir. Homeros onların kus kanatlı olduklarını belirtir. İlkel denizcilikte kayalıkların birer ölüm yuvası olmaları nedeniyle tasarlanmıs olabilecekleri bildirilmektedir. Yunan mitolojisinde kayalık korkusu nedeniyle kötülestirdigi ve ölüm çagrıcıları olarak nitelendirdigi bu deniz kızları daha sonra siirlestirilirler .İlk kez adları Odysseus’da geçen sirenler, kadın gövdeli, kus kanatlı ve güzel sesli olarak tanımlanırlar. Sonradan Ortaçagın yarattıgı ve özellikle kuzey folklorunda görülen figürlerin ve baska mitolojilerin etkisi altında sirenler kanatlı olmaktan çıkar ve yarı insan-yarı balık biçiminde mitolojik deniz kızlarına dönüsür. Bugün için de, sirenler ya da deniz kızları denildiginde, belden yukarısı kadın, belden asagısı pullarla kaplı ve yüzgeçli yaratıklar akla gelir. Bu imge Yunan mitolojisine tamamen yabancıdır. Yunan mitolojisindeki sirenlerin balıkla hiçbir iliskisi bulunmamaktadır .
|