Tecrübeli Üye
Üye Grubu : Tecrübeli Üye Rep Gücü: 1
Rep Puanı: 198
Ruh Halim:
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 350
Üye No: 2142
Nerden: kahramanmaraş
Üye Bilgileri: 
Mail: 
|
 |
« : 10 Ocak 2008, 20:00:03 » |
|
Söyle Söyle neden susuyorsun, Bu suskunluk çaresizlikten mi? Yoksa uyulması gereken bir edebden mi? Ya da kelamsızlığın hüküm sürdüğü bir baharda mısın? Belki de heybende durumunun izahına uygun söz kalmamıştır. Ve yahut faniliğin yorgunluğu sinmiş iyiden iyiye lal diline. Şimdi susma haykır, avazın çıktığı kadar Sevgilerini, kırgınlıklarını, umutlarını, hayallerini… Bir sonraki vakte ertelediğin tövbelerini, Helallik alman gerekenlere seslensene, Hadi Sevdiklerine gel desene, Ya da seni bekleyenlere gelmiyorum. Çığlıklara bürüsene pişmanlıklarını, Gidişinle bomboş kalacak avlulara, İçten içe ettiğin ahları yankılandırsana…
Söyle neden bakmıyorsun, Kör kuyuların derinliklerine mi saldı gördüklerin? Pişman mısın, yoksa maddedeki manayı görememekten? Oysa baktıkların göreceklerinin bir yansıması değil miydi? Ya da ferini mi kaybetti gözbebeklerin, Göz kapaklarına ağır mı geliyor artık fanilik. Yoksa derin uykuya mı teslim ediyorsun benliğini. Şimdi baksana hayran hayran baktıklarına Sana kalır sandığın dünyanın semasında gezdirsene gözlerini Dünyalıklara döktüğün onca gözyaşını bir kez de kendine akıtsana Meftun olduğun tan ağarışında, seher kızıllığında kaybolsana Adımlarınla aşamadığın mesafeleri gözlerinle aşsana Sevdiğinin gözlerine dalıp unutulmamayı haykırsana Suskun diline inat, lugat bilmeyen gözlerini konuştursana…
Söyle neden duymuyorsun Bu güne dek duyduklarından mı korkuyorsun? Ya da duymak istemediklerin mi kaldı geride? Yoksa sessizliğin koylarında mı arıyorsun kaybettiklerini? Sessizlikte kendini mi buluyorsun? Şimdi aç kulaklarını dinle son söylenenleri, Arkandan yakılan ağıtları, gidişinin yüreklerdeki yankılarını Yüreğine dokunduklarının yürek yakan hitaplarını Kendine itiraf edemediğin pişmanlıklarını Seni uğurlayanların ayak seslerini Semada yankılanan salâ nağmelerini Kubbeden senin için son kez hüzün türküsü söyleyen kuşları, Hiç değilse, başucunda esen veda rüzgarının uğultusunu duysana…
Söyle neden dokunmuyorsun, Yoksa kollarında dünyalığın mecalsizliğimi hüküm sürmekte? Ya da ellerinden bir şeyler mi dökülüp gitmekte? Dokunduklarının sızısını mı hissediyorsun derinliklerinde? Şimdi sarılsana sarılmaktan doymadıklarına, Dokunsana gözyaşlarını yüreğine akıtanlara, Veda güllerini sevdiklerinin saçlarına dolasana, Benim dediklerini yanında getirsene Yüzüne savrulan toprakları ellerinle silsene Boşlukları dolduracak duvarlar örsene Hadi ne duruyorsun seni sürükleyen ölümün ellerinden Gücün yetiyorsa bir çırpıda ellerini çeksene…
Söyle neden koşmuyorsun, Dizlerindeki takatsizlik ömür maratonundan mıdır? Varılacak son noktaya mı vardın? Yoksa hayatın hengamesinden yorulup düştün mü? İyiden iyiye yorgunluğa teslim mi oldun? Şimdi koşsana sevdiklerine, Ahiretini ertelediğin işlerine harcasana tüm takatini, Kalkıp gitsene seni bırakıp gidenlerin arkasından, Kaçsana köşe bucak kaçtıklarından, Bilinmez diyarlara yürüsene arkana bakmadan, Yorulmak bilmeyen ayaklarınla iyi amellere koşup, Yakanı bırakmayacak kötülüklerden kaçabildiğince kaçsana…
Söyle neden hissetmiyorsun, Son nefesin koynuna mı saldın tüm hissettiklerini? Duran kalbine mi gömdün, seninle gömülecekleri? Sessizliğinden hissediliyor, son sözün sende olmadığı, Gözlerinden görülüyor, bilinmeyen ummanın sonsuz koyları, Duymak istemeklerinde duyuluyor, amansız günün sancıları, Avuçlarına bırakılıyor, sonsuzluğa akıp giden veda duaları, Yorgunluğundan anlaşılıyor, bu yolların uzun ve çetin oldukları, Duruşundan okunuyor, herkesin bir gün yaşayacakları… Ve çok çabuk unutuluyor, her canlının muhakkak ölümü yudumlayacağı…
|