Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gönderen Konu: Sonun Başlangıcı (Kıyamet İçin Geri Sayım)    (Okunma Sayısı 23 defa)
 
SECURITY ADMIN
*


Rep Gücü: 32
Rep Puanı: 1237




Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7522
Üye No: 1146
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Mail: E-Posta
METALLICA
 
« : 22 Ağustos 2008, 02:18:32 »

Sonun Başlangıcı (Kıyamet İçin Geri Sayım)
Evrenin tüm boyutlarında, makro ve mikro planda varlık alemini ayakta tutan önemli bir yasadır denge. Evrende mevcut zıt güçlerin ahenkli birleşimi esasına dayanır. Çin diyalektiği diye bilinen Yin-Yang öğretisi de bu gerçeği açıklar. Yin-Yang öğretisi, birbirine tezat olan güçlerin ahenkli birleşimini izah ettiği gibi, Yin (dişi, negatif güç) ve Yang (eril, pozitif güç) her biri kendi içinde ayrıca zıddını barındırarak, bu dengeyi korumaya çalışır. Bu da bir sembolle ifade edilir. Zıt renkler olan siyah ve beyazın uyum içinde birleşimi vurgulanırken, siyahın içinde bir nokta ile beyaz, beyazın içinde bir nokta olarak siyah bulunur.

Ancak bu denge mutlak ve değişmez anlamında değildir. İlâhi düzende mutlak olan bir şey yoktur. Oluşan her durumun veya varlığın bünyesinde birbiriyle çelişen/savaşan öğeler bulunur. Yin-Yang öğretisinin sembolünde, siyah taraftaki beyaz nokta ve beyaz taraftaki siyah nokta bunu anlatır. Bu durum dengeyi koruyacağı gibi, bazen de bozulmasında etken faktördür. Zaman zaman oluşan bu bozulma da farklı bir düzen ve denge unsurudur. Çünkü sürekli denge durumunda, ebediyen değişmez, kapalı bir evren fikri, hem Allah mânalarının sonsuzluğuna bağlı olarak yaratıştaki sonsuzluğu ifade etmez, hem de bizi materyalizme saptırır. Bu gibi bir evren modelinde değişim, dönüşüm, yenilenme, tekâmül ve genişleme mümkün olmadığı gibi, bu anlayış "O, her an yeni bir şandadır" (55/29) ayetiyle anlatılmak istenen gerçekle de örtüşmez. İşte bu sebeple bu denge bozulmaz bir denge değildir. Zaman zaman bozulmalıdır. Olması gereken budur. Her kemalin sonu da zeval ve nihayet dönüşümdür. Her kışın bir baharı, her gecenin bir sabahı, her çıkışın bir inişi, her yükselişin bir çöküşü, her doğumun bir ölümü olmuştur, olacaktır. Hikmet aleminin ilâhi yasası, yaratılışın fıtratı böyledir, değişmez.

Kemalin zevalinde de hayır vardır. Bu yeni bir aşama ve tekâmül sürecinin başlangıcıdır gerçekte.. İşte bu sebeple denge bozulduğu anda sonun başlangıcı, yani kıyamet sürecine girilmiş demektir. Kıyametin gerçek anlamda tarifi budur. Alemlerde var oluşu ayakta tutan denge bozulduğu an o alemin sonu kıyamettir. Ama bu “nasıl?” sorusunun cevabıdır. “Neden?” sorusunun cevabı ise, bir oluşumun yeni bir oluşuma zemin hazırlayarak sona ermesi ve dönüşmesi gerektiği içindir. Bu anlamda kıyamet ölümle de bağdaştırılabilir.

Kaç Türlü Kıyamet Vardır?

Bir çok kıyamet türü sayabiliriz. Tabiatın (Doğanın) ve canlıların (bitki, hayvan ve insanların kıyameti); kavimlerin (milletlerin) kıyameti; birey olarak insanın kişisel kıyameti (ölümü); birim bilincin (nefsin) kıyameti; Dünya, Güneş'in ve Güneş Sistemi’nin kıyameti; yıldızların kıyameti; galaksilerin kıyameti vs. gibi.. Kur'ân-ı Kerîm'de kıyameti açıklayan ayetlerin çok boyutlu ele alınması gerekir. Eğer üzerinde düşünülecek olursa, söz konusu ayetlerin yukarıda saydığımız kıyamet türlerinin hepsini açıkladığını görebiliriz.

Örneğin, Kur’ân dahil ilâhi kitaplarda Nuh Tufanı ismiyle bildirilen olay bir kavmin kıyametidir. Ortadoğu bölgesinde gerçekleşen bir olaydır. Sümerlerin Gılgamış Destanı’nda çokça bahsedilmesinden ve ilâhi kitaplardaki işaretlerden böyle olduğunu sanıyoruz. Kısaca “Nuh Tufanı” küresel bir kıyamet değildir. (Hud Sûresi 36-37-38-39-40-41-42-43-44. ayetlere bkz.)

Peki küresel anlamda insanlığın kıyameti olmamış mıdır? Bana göre olmuştur. Çünkü tarihin büyük bir bölümü karanlıktır. İnsana dair bulunan en eski kalıntı 3.5 milyon yıl öncesi sanılıyordu. Ancak geçenlerde daha eskisi bulundu ve 4 milyon yıllık bir geçmişten söz ediliyor. Yazılı tarih ise, Sümerlerden bu yanadır. Kısaca, 5200 yıllık tarihsel bilgi var elimizde, ya öncesi? Bilinen tarih bilinmeyenin yanında neredeyse bir hiç… Bu karanlık bölümde neler olup bittiğini bilen yok… 5200 yılda Sümer uygarlığından bugüne gelen insanlık, karanlıkta kalan neredeyse 4 milyona yakın yılda kaç kere bu noktaya gelip zeval buldu kim bilir?!.. Hiç kimse ilk insanlardan Sümerlere kadar 4 milyon yıl geçtiğini iddia edemez. Çünkü 5200 yılda o noktadan bu noktaya geliniyorsa, bu düşünce çok saçma olur. Geçtiğimiz yıllarda antropologlar Akdeniz bölgesinde 10.000 yıllık bir kafatası buldu. Bu kafatasındaki bir deliğin nasıl açıldığı anlaşılamadı. Çünkü bu delik mükemmel bir ameliyat izine benziyordu. Sümerler çivi yazısını ilk kullanan uygarlık ve 5200 yıl önce yaşadılar. Bu kafatası 10.000 yıllık ve mükemmel bir ameliyat izi var. Bunları kim nasıl açıklayabilir?.. İşte tüm bu sebeplerle diyorum ki, tabii ki insanlık neslini tamamen yok eden kıyametler yaşanmıştır, bundan sonra da yaşanmaya devam edecektir. Hattâ düşünceme göre geçmişte bugünkünden çok ileri düzeyde insan toplumları yaşamıştır ve yok olmuştur. Zaten insanlığın veya bir kavmin kıyameti doğa hiç bozulmaksızın gerçekleşmez. Fakat biz Nuh'un kavmi gibi, Lut'un kavmi, Atlantis veya Mu gibi kavimler kıyametinden değil, bir nesil kıyametinden söz ediyoruz. Demek ki doğada bir bozulma ve dönüşüm yaşanmıştır ki, paralel olarak tüm canlıların kıyameti oluşmuştur. Bu sebeple kıtaların dahi yok olması söz konusu olabilir. Belki büyük volkanik depremlerle yok oldu, belki dünyanın ekseninde büyük bir kayma oldu, belki bir meteor düştü ve her şeyi, tüm canlıları yok etti… Bunlar hep karanlıkta yok olmuş bir geçmiş… Gerek Mısır uygarlığı dönemi, gerek İnka uygarlığı dönemine ve benzerlerine bakınca, ellerindeki bilgiyi ve kullanılan bazı yöntemleri insan aklı almıyor.. Bugün geçmiş nesiller tamamen yok olsa da belki o günlerde hâlâ geçmişten kalan izler mevcuttu ve bu izlerlerden esinlendiler. Bunlar hep bir bilinmez olarak karanlıktadır.. Bu arada aklımdayken söylemek isterim. Mısır ve İnka vs. gibi uygarlıklarda bugün bizi şaşırtan bazı öğelerin bulunmasının sebebi, bir çoklarının iddia ettiği gibi Sirius'tan gelen uzaylıların işi falan değildir. Hani şu kıyamet zamanı da çıkıp gelip bizi kurtaracak olduğuna inanılan uzaylılar(!).. Eğer birileri gelirse, o birileri bizi kurtarmaya mı, yoksa hakikatten saptırmaya mı gelir, orası meçhul?!!. Bu tür iddialar negatif bilinç titreşimleri yayan varlıkların güçlü etkisi altında uydurulmuştur.

(Her burç bir meleki güçtür ve her birini yöneten üst düzey bir melek vardır. Allah'a iman edip, İslâm'ı ve Hz. Rasulullah'ı kabul etmeyen hiç kimse, üstelik bir de birim nefsiyle bu meleklerle birebir bağlantı kurup görüşemez. Hattâ bırakın sıradan bizleri, her veli dahi bunu yapamaz. Ancak nebiler, rasuller ve bazı üst düzey görevli veliler onlarla bağlantı kurabilir. Bu da dip nottu..)

Neyse konuyu başka sahalara yaymadan toparlayalım. Uzun lafın özü, inanıyorum ki kıyameti koparak kaybolan insan nesilleri geçmiştir dünyadan… Muhiddin-i Arabî’nin “Fütühat-ı Mekkiye” isimli kitabında bu konuyla ilgili şöyle bir olay anlatır:

Kâbe’de tavaf sırasında farklı bir boyut itibarıyla algıladığı bir zata rastlar ve kendisine kim olduğunu sorar. O zat şöyle cevap verir:

- Ben senin baban Adem’den kırkbin sene evvel yaşamış Adem’im.

Yine İmam Cafer-i Sadık’tan nakledilen bir hadis-i şerifte de Rasulullah (s.a.v.) şöyle der:

“Sen sanıyor musun ki, Allah sizden başka beşer yaratmamıştır. Hayır! Vallahi, Allah, bin kere bin Adem yaratmıştı ki, siz o Ademlerin sonuncususunuz. “

Bunların ne anlama geldiği hakkında düşünmeyi size bırakıyorum. İnsanlığın kıyameti konusuna tekrar döneceğim, çünkü bu yazının asıl konusu insanlığın kıyametidir.

Bir de insanın bireysel kıyameti var, ki bu da fiziki ölümüyle gerçekleşen kıyamet veya “ölmeden evvel ölmek” denilen birim bilincin (birim nefsin) kıyametidir. Bundan başka, Dünya, Güneş ve Güneş Sistemi’nin kıyameti de yaşanacaktır. Dedik ya, her kemalin sonu zeval ve dönüşümdür.

Bu konuya işaret eden ayetler, Zezele, Mürselât, Tekvir, İnfitar Sûreleri’ndedir. Bu sûrelerden kıyamet olayını okumanızı ve üzerinde düşünmenizi öneririm. Ancak okuduklarınızı bu güne dek öğrendiğiniz, zihninizde şekillenmiş kıyamet olayı olarak düşünmeyin de yukarıda saydığım tüm kıyamet türlerini hesaba katarak düşünün. O zaman çok farklı düşünce ufuklarına yelken açacaksınız inşaallah!

Tabiatın (Doğanın), Canlıların ve İnsanlığın Kıyameti

Duyularımızla algılayabildiğimiz dalga boyu itibarıyla devam edegiden yaşama tabiat veya doğa demişiz. Bu yaşam, galaksilerden ve yıldızlardan tutun da Güneş Sistemi ve Dünya'yı da içine alır. Yazının başında sözünü ettiğimiz çok boyutlu süregiden düzenin yanında, her boyut da kendi içinde böyle bir düzen ve denge içindedir. Genel olarak tabiat veya doğa ismini vererek tanımlamaya çalıştığımız bu yaşamda, gerek fizik, gerek kimya, gerekse biyolojik açıdan bir denge düzeni mevcuttur. Fakat bu da tekâmül için zaman zaman bozulur, bozulmuştur da.. Bir zamanlar varolan bir çok şey şimdi yok… Bir çok galaksi ve yıldızlar yok oldu ve yerine yenileri oluştu vs... Fakat bizim konumuz, algılama sahamız içinde olan ve galaksileri ve yıldızları da içine alan tabiat (doğa) değil, özel anlamda yeryüzünde mevcut doğal (tabii) yaşam... Yani ateş, hava, su, toprak unsurlarıyla oluşan doğal yaşam... Tüm evrende süre giden aynı düzen ve denge yeryüzü tabiatında da yürür ve bir zaman sonra bozulur ve dönüşerek yenisi kurulur. Meselâ havyanlar aleminde; dinozorlar, mamutlar, kürklü gergedanlar, uzun boynuzlu bizonlar, dev kurtlar, dev kangurular ve  dev etçil kuşlar, bunların hepsi kayboldu ortadan... Belki de üzerine daha nice türler geldi geçti... Şimdi ise, onların dönüşmüş, gelişmiş bir türü yaşıyor yeryüzünde… Keza bitkiler aleminde de bunlar oldu ve olacaktır da.. Her türün bir eceli vardır, kemalini tamamlayan yok oluş sürecine girer ve nihayet dönüşür.

Tabiattaki bu düzen ve dengeye bir örnek vermek istiyorum. Geçenlerde piranha balıkları ile ilgili bir belgesel izledim. Bu etçil balıklar, besin bulabilmek için sığ sulara kadar gelip su kenarındaki yavru kuşları ve timsahları yiyerek besleniyorlardı. Fakat bu arada büyük timsahlara da yem olabiliyorlardı, yada bazı mevsimlerde sular geri çekilince oluşan göletlerde oksijensizlikten can çekişirken diğer kuşlara yem oluyorlardı. Doğa kendi içinde müthiş bir düzen ve denge ile yürüyordu. Belgeselleri izleyenler bu gibi örneklere çok rastlamıştır. Ama bu denge de bozulma sürecine girmiştir. Yeryüzünde ekolojik düzen bozulmuştur. Bakın size buna birçok balığın yaşam kaynağı olan ve maalesef günümüzde yok olmaya yüz tutmuş mercan kayalıklarının hazin hikayesini anlatarak bir örnek vereyim. Çünkü son tsunami felaketinde mercan kayalıkları önemli bir rol oynayacakken oynayamadı. Bu da doğrudan tüm canlıları etkiledi, insanlar dahil…

Bu kayalıkların yok olmasında en önemli etkenler ise global ısınmayla oluşan yüksek su sıcaklığı, karbon dioksit miktarının artması, kontrolsüz balık avcılığı ve denizlerin kimyasal atıklarla kirletilmesi. Mercan kayalıkları, tuzlu suda yaşayan balıkların üçte biri için besin sağlıyor ve korunmalarını sağlıyor. Ayrıca kıyılardaki erozyonu da önlüyor. Mercan kayalıklarının en çok bulunduğu bölgelerden biri de Japon Adaları çevresi... Mercan kayalıklarının önemini bilen bilim adamları, incelemeleri sırasında kayalıkların renklerinde, biçimlerinde bazı bozulmalara rastlıyorlar. Bu bozulmanın önüne geçmek için sebebini araştırıyorlar. Bir de bakıyorlar ki, mercan kayalıklarından beslenen ahtapotların sayısında aşırı bir artış var ve bozulmaya sebep bu artış... Bu sefer ahtapotların neden bu kadar arttığını araştırmaya başlıyorlar. Sonunda sebebi buluyorlar. Avustralya kıtasındaki kontrolsüz köpek balığı avlanması bu neticeyi doğuruyor. Çünkü köpek balıkları büyük oranda ahtapotla besleniyor. İşte böylece denge bozuluyor. Bozulan mercan kayalıkları, diğer balıkların beslenme kaynağı olmaktan çıkıyor ve yok olmaları için düğmeye basılmış oluyor. Olay sadece balıkların yok olmasıyla kalsa iyi.. Denge bir noktada bozulduğunda tüm canlılar bundan etkileniyor. Örneğin; eğer mercan kayalıkları ve tropikal bitki örtüsüne sahip mangrov bataklıkları yok olmasaydı, Hint Okyanusu’nda meydana gelen tsunami felaketindeki zararın çok daha az olması mümkünmüş. Çünkü gerek mercan kayalıkları, gerek mangrovlar tsunami ve benzeri dalgaların şiddetini azaltabilirmiş. İşte doğadaki dengenin bozulması bir felaketin boyutlarını büyüttü ve bir çok insan bugün artık yaşamıyor.

Doğanın düzeni öyle kurulmuş ki, doğal ortamında ve akışına bırakılan şeylerin durumunda, ne olması gerekiyorsa o oluyor. Olan şeyler önceden olmuş olan olayların neticesi ve daha sonra olacakların da sebebi olarak meydana geliyor. Böyle dengeli bir düzen akıp gidiyor. Bozulmaya başladığı anda da kimse bunu durduramaz. Artık doğanın kıyameti için düğmeye basılmıştır. Görünen sebeplerin ardındaki gerçek ise, aslında tabiatın tekâmülünü tamamlanmış ve dönüşüm için kıyamet sürecine girmiş olmasıdır. Buna engel olmak için yok olmaya yüz tutmuş türleri koruma altına falan alıyorlar.. Bunlarla kıyameti durdurmak veya yeni bir düzen kurmak mümkün değildir. Hattâ bana göre düzeltmeğe çalıştıkça, müdahale ettikçe dengeyi daha da bozuyor ve kıyamet sürecini hızlandırıyor insanoğlu… Yaratılmıştan hiç kimse Allah'ın kurduğu düzenin bir benzerini kuramaz. Siz şurada bir canlıyı koruma altına alırken, başka bir yerde başka bir şeyi bozarsınız. Bir yerde okumuştum, eğer birileri dinozorları korumaya kalksaydı bugün halimiz ne olurdu? Eceli gelen gider, konu bu kadar basit!

Yukarıda da belirtmiştik, kıyamet tekâmülün ve yeninin oluşması için zemin hazırlayan bir dönüşüm aşamasıdır. Bu sebeple doğal oluşum içerisinde ölmesi gerekenler ölmeli, yaşaması gerekenler yaşamalı, doğması gerekenler doğmalı ve doğurması gerekenler de doğurmalıdır. Demek ki, doğadaki tüm canlılar (insanlar dahil) belli bir düzen içinde birbirlerine bağlı olarak dengeli şekilde varlığını sürdürüyor. Gerek madenler, gerek bitkiler, gerek hayvanlar, gerek insanlar aleminde, her tür hem kendi aralarında, hem diğer türler arasında dengeli ve uyumlu bir bağla yaşamını devam ettirir. İlâhi takdir gereği de eceli gelen alemin dengesi bozuluyor. Bu denge bozulduğu an, bir türün ve zaman içinde buna bağlı olarak tüm türlerin kıyameti için düğmeye basılmış olur ve geri sayıma geçilir. Ozon tabakası delindi, ısı artıyor, buzullar erime sürecine girdi, iklimler değişti, fay kuşaklarında yeni düzen kurulmakta ve deprem fırtınaları yaşanıyor. Bundan başka canlı türleri (bitki ve hayvan) içinde yok olmaya yüz tutanlar var ve daha bir çok denge bozulmuş durumda… İşte bu sebeple, yani doğadaki değişim sürecini görünce kıyamet için geri sayım başlamıştır diyebiliyorum.

İnsanlar için durum farklı mı? Doğada bir bozulma süreci başladıysa, bu tüm türleri kapsar. İnsanlık gerek manevi açıdan, gerek maddi açıdan bir kemale erdi ve bu kemalin zevali gerçekleşecek ve nihayet onlar da dönüşecek.. Maddi açıdan bugün teknolojinin geldiği noktaya bakınca, bunun bir kemal olduğunu görebiliyorum. Keza manevi açıdan Hz. Rasulullah’ın açıkladığı ilim de bir kemaldir. Evrensel sistem ve düzeni tüm detaylarıyla açıklayan din İslâm’dır. Bu din tebliğ edilip bittiği gün, insanlığın da kemali ve eceli için düğmeye basılmıştır. Bir bakıma o gün sonun başlangıcıdır. Kısaca, kemali ve dolayısıyla eceli için start alan insanlık nesli, bu kemalin gerçekleştiği devirde kıyamet sürecine de girecektir. Yani ilâhi evrensel gerçekleri açıklayan İslâm Dini'nin işaret ettiği gerçeklerin tüm insanlık tarafından idrakiyle, insanlık manevi gelişmesini, yani ecelini tamamlamış olacak ve kıyamet zamanı gelmiş olacaktır. Manevi kemal ve ecelin gelişi gibi, maddi anlamda da bir kemal ve takdir edilen bir ecel süreci vardır. Bunlar birbirine paralel gelişir zaten.. Bir yandan manevi gelişim sürecine giren insanlık, öte yandan maddi anlamda teknolojide de ileri düzeylere gelecektir. Evrensel düzende olduğu gibi, yeryüzünde de hiçbir şey diğerlerinden bağımsız değildir. Bir süreç başladıysa, her şey buna paralel olarak gelişir. Örneğin; Hz. Adem’in gelişi Hz. İbrahim'in geliş sürecini başlattı. Hz. İbrahim'in gelişi de Hz. Muhammed’in geliş sürecini başlatmış oldu. O’nun gelişi ise, aslında bir anlamda kıyamet sürecini başlattı. Yani insanlık ecelinin bitmesini bekliyor. Muhiddin-i Arabî bir kitabında der ki; “Hz. Muhammed kemalin zuhurudur”. Bunun akabinde başka bir şey daha der Arabî… “O zuhurun da bir kemali olacaktır” Yani o ilmin de tüm insanlık tarafından idrak edilmesi süreci vardır. İşte burada üzerinde çok tartışılan Mehdi konusuna girer ve der ki; “Kemalin zuhuru Hz. Muhammed’dir; zuhurun kemali ise Mehdi’dir”. Kısaca, Hz. İbrahim'in gelişi Hz. Muhammed’in geliş sürecini başlattığı gibi, Hz. Muhammed’in gelişi de Mehdi’nin gelişi sürecini başlatmıştır. Çünkü evrensel sistemde, olan şeyler önceden olmuş olan olayların neticesi ve daha sonra olacakların da sebebi olarak meydana gelir.

Mehdi (Son Müceddid) geldi mi gelecek mi? Bunu bilmek imkanı yok, hadislerde bildirildiği üzere açıklamadığı sürece...  Belki de hiç bir zaman O'nun kim olduğunu bilmeden geçip gideriz. Peki kim olduğunu bilmemizin bir önemi veya yararı var mıdır? Bence yoktur, zira önemli olan kolektif bilinç üzerinde oluşturduğu şuursal ilmi tasarrufu değerlendirebilmektir.

Belki de çoktan bu şuursal ilmi tasarruf başlamıştır. Çünkü bakınız İslâm’ın işaret ettiği evrensel gerçekler bilim adamları tarafından bile tespit edilmiştir bugün… Bunu çeşitli yazılarımda açıkladım. Kuantum teoremi, holografik evren, maddi diye bilinen evrenin bir bilinç boyutu da olduğu gerçeği ve hattâ bir hayal evreninde yaşıyor olduğumuz gibi gerçeklerle yüzleşmiştir insanlık.. Neredeyse bilim ve Allah ilmi buluşmuştur. Bunlar hep belli bir bilinç tasarrufunun sonucunda keşfedilen gerçekler olduğu muhakkak. Daha önce “O Zikri Biz İndirdik” isimli yazımda, Mele-i Âlâ’nın yeryüzü basamağında Rical-i Gayb denilen veliler topluluğu olduğundan söz etmiştim… Bu topluluğun Mele-i Âlâ’dan gelen titreşimlere göre yeryüzünde bazı şuursal tasarruflarda bulunduğundan da söz etmiştim. Yine eski mutasavvıflar der ki, Mehdi zamanında Kutb-ul İrşad görevini yapan veli ve Mehdi insanlık bilincine birlikte tasarrufta bulunurlar. İşte kemalin zuhurundan sonra, zuhurun kemali de bu şekilde gerçekleşiyor ve İslâm Din’nin gelişiyle açıklanan evrensel gerçekleri idrak ediyor insanlık… Her ne kadar pek farkında olmasalar da.. Çünkü İnsanlık bugün kendine “müslümanım” diyenlerin anlayışını İslâm sandığı için, evrensel gerçekler keşfedildikçe aslında İslâm’ın açıkladığı gerçeklerle yüzleşildiğinin farkında değildir. Kısaca, belki de Mehdi görevini yapıyor. Fakat kimilerinin beklediği gibi elinde kılıçla dünyayı kırıp geçirip, dünyasal bir saltanat kuracak falan değildir. O'nun kılıcı akıl ve ilimdir, ki o kılıcı şu anda zaten sallıyor ama biz farkında değiliz belki de... Öyle ki, bizim gibileri de böyle gece gündüz arpacı kumrusu gibi düşündürüp yazdırıp çizdiren, O'nun Mele-i Âlâ'dan aldığı titreşimler doğrultusunda Dünya üzerinde gerçekleştirdiği güçlü şuursal tasarruf da olabilir.

Peki bundan sonra ne olur? Mehdi’nin gelişi de Deccal’in geliş sürecini başlatır, belki de başlatmıştır. Tabii ki kemalin zirvesinde her şey zevale doğru gidecektir ve dönüşecektir. Deccal’in gelişi de İsa Mesih’in geliş sürecini başlatacaktır. Bunlar hep zincirleme oluşacaktır. İsa’dan sonra ise yeryüzünün kıyameti gerçekleşecektir düşünceme göre... Bu nesil tamamen yok olup, yeni bir nesil için yeni bir süreç başlayacaktır. Gelecekteki insanlık alemi de bizim gibi geriye bakıp, kaybolan bir Avrupa, kayıp Amerika diye konuşacaktır belki de... Çook sonraları, Güneş’in zevaliyle de topyekun sistemin kıyameti yaşanacak ve sistem cehenneme dönüşecektir.

Neyse, siz yine de bana inanmayın, aldırmayın. Çünkü her şeyin doğrusunu sadece Allah bilir! Ben garip şuracıkta kendi halimde oturmuş haddim olmayan şeyleri kara kara düşünüp duruyorum, neme gerekse?!.... herkese selam ve sevgiler...

Logged


Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa
Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar
avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı

Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle
Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden
Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine
Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine..
.
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: