Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gönderen Konu: Shyma ve Melek    (Okunma Sayısı 71 defa)
 
SECURITY ADMIN
*


Rep Gücü: 32
Rep Puanı: 1237




Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7522
Üye No: 1146
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Mail: E-Posta
METALLICA
 
« : 22 Ağustos 2008, 02:09:37 »

Shyma ve Melek

Kalabalık kapının önünde toplanmış, hep bir ağızdan sesleniyordu.

- Shyma! Shyma! Bize yardım et!

Sesleri duyan Shyma, hemen kapıyı açıp dışarı çıktı. Onu görünce yeniden hep bir ağızdan konuşmaya başladılar:

- Shyma! Perişanız, senden başka umudumuz yok. Bize yardım et! Kilerlerimizde hiç yiyeceğimiz kalmadı. Kuraklık ve afetler her yanı sardı. Ambarlarımız boş, hiç yiyeceğimiz yok. Çocuklarımız ve ailemiz aç.. Artık bu sıkıntı dayanılmaz oldu. Ne olur derdimize bir çare bul!!

Shyma, hüzünle halkın önünde diz çöktü ve gözlerinden yaşlar süzüldü.

- Size nasıl yardım edebilirim, ne yiyeceğim var, ne de param? Her gün sizin için dua ediyorum. Elimden başka ne gelir ki?

Halkın içinden birisi öne çıktı:

- Shyma, hadi durma git! Sıkıntımızı anlatıp, çaresini sor! Artık dayanacak gücümüz kalmadı..

Diğerleri de aynı şeyi yüksek sesle tekrarlamaya başladı. Shyma, şaşkın ve soran gözlerle kapıda toplanmış insanlara baktı.

- Kime gideyim?

dedi umutsuzca. Halkın sözcülüğünü yapan kişi:

- Büyük mabede git, orada derdimizi ileteceğin ve çaresini öğreneceğin bir bilge varmış..

Shyma gözyaşlarını silerek:

- Büyük mabedin yerini bilmiyorum. Ama madem o bilge sıkıntınıza bir çare bulunacak, sizin için büyük mabedi ve bilgeyi arayacağım, söz veriyorum.

dedi. Halkın sözcülüğünü yapan kişi Shyma'ya yol arkadaşlığı edebileceğini bildirdi. Shyma bunu seve seve kabul etti. Sonra yol hazırlığı yapıp diğerleriyle vedalaşarak beraberce yola düştüler. Shyma hangi yöne gideceğini bilmiyordu. Kalbinin sesini dinleyip doğu tarafına doğru bir yol tuttu. Bir yandan da dua ederek Allah'tan yardım istiyordu.

Shyma kasabanın öksüz ve yetimi olarak büyümüştü. Kasaba halkı kendi aralarında yardımlaşarak Shyma'ya bakmışlardı. Akıl baliğ yaşına ulaştığında bu özveriyi fark eden Shyma, hayatını kasaba halkına yardıma adamıştı. Herkesin yardımına koşar ve her işlerinde onlara yardım ederdi. Hem her birini ailesi gibi görüyor ve seviyor, hem de minnetini ancak bu şekilde ifade ediyordu. Artık kasaba halkı da Shyma'sız bir şey yapamaz hale gelmişti. Allah vergisi olarak analitik bir zekaya sahip olduğu için basireti güçlüydü ve kasaba halkı ona danışmadan hiç bir şey yapmıyordu neredeyse... Olayları önceden görüp sezebiliyor ve her konuda pratik çözümler üretebiliyordu. Başları her sıkıştığında Shyma'ya gelmeye alışmışlardı. Fakat bu sefer o da çaresizdi. Doğa ile baş etmek Shyma'nın gücü dışındaydı.

Ayakları sıcak çöl kumlarına bata çıka yürüyen arkadaşının omzuna elini doladı. Bir an durup birbirlerine umutsuzca bakıştılar. Artık ümitleri tükenmek üzereydi. Biraz oturup dinlenmeye karar vermişlerdi, ki aniden önlerine bir vaha çıktı. Önce serap gördüklerini sandılar, ama yaklaşınca gerçek olduğunu anladılar. Sonra koşarak göledin yanına vardılar. Kenarında yaşlı bir adam oturuyordu. Uzun sakalı göbeğinden aşağı iniyordu. Üstündeki giysiler oldukça yıpranmıştı, ama temizdi. Shyma ona selam verdi. Yaşlı adam selamını alıp, yolculuklarının nereye olduğunu sordu. Shyma büyük mabedi aradıklarını ve oraya ne amaçla gittiklerini anlattı hüzünle. Yaşlı adam "anladım" der gibi başını salladı.

- Önce biraz su içip, dinlenin hele..

dedi.. Shyma yaşlı adamın uzattığı içi su dolu bakracı aldı ve içmesi için yol arkadaşına verdi. Sonra kendi de içti ve teşekkür etti. Bir süre arkadaşıyla uzanıp dinlendiler. Neden sonra yaşlı adam sakalını sıvazlayarak: 

- Büyük mabedi aramakla bulamazsınız.

dedi..

- Peki nasıl bulabiliriz?

dedi Shyma.. Yaşlı adam:

- Gözlerinizi yum ve arkadaşınla birlikte orada olduğunu düşün.. Başkaca hiç bir şeyi aklına getirme, sadece bunu düşün. Gözlerini açtığında büyük mabedin önünde bulacaksın kendini... Arkadaşın da yanında olacak merak etme!

Shyma bu bilgi için teşekkür etti, ama bu kadar kolay olabileceğine de çok şaşırdı. Onca yolu boşuna mı gelmişti? Yaşlı adam düşüncelerini okumuş gibi:

- Hiç bir şey boşuna değildir. Buraya kadar gelmeseydiniz, benimle karşılaşamayacaktınız. Karşılaşmasaydık da mabedi nasıl bulacağınızı öğrenemeyecektiniz. Ancak aradığınız bilge kişi artık aramızda değil.. Geçici olarak onun yerine vekalet eden biri var. Bu durumda onunla görüşeceksiniz.

dedi... Syhma:

- Ne yapalım, olsun varsın..

dedi başını önüne eğip.. Tekrar başını kaldırdığında yaşlı adamın orada olmadığını gördü. Sanki aniden gözden kayboluvermişti. Dinlenmek için uzanan arkadaşını dürtükleyip kaldırdı. Birlikte etrafa bakındılar, fakat yaşlı adamdan eser yoktu. Shyma'nın yaşlı adama inanmaktan başka çaresi yoktu. Aynen dediğini yaptı ve gözlerini yumdu. Arkadaşıyla birlikte büyük mabette olduğunu düşündü. Tekrar gözlerini açtığında mabedin görkemli kapısı önünde buldular kendilerini.. Şaşkınlığı üzerlerinden atınca hemen kapıdan içeri girdiler. Mihrabın önündeki kürsüde, arkası onlara dönük, secde halinde birini gördüler. Fakat pek insana benzemiyordu. Onun sağ yanında başka birisi oturuyordu. O bir insandı, ama çok sessizdi. Başını eğmiş zikrediyordu. "Bilgeye vekalet eden hangisi acaba?" diye içinden geçirdi Shyma.. Arkası dönük secdede olan, başını kaldırdı ve döndü. O anda inanılmaz, muhteşem bir görüntüyle karşılaştı Shyma.. Gül pembe renkli, badem gibi çekik ve sürmeli gözlü, bir çok koluyla etrafa elmaslar serpiştiriyorcasına nurlu ışıltılar yayan bir melekti bu.. Shyma'nın ömründe gördüğü en güzel, en yumuşak tebessümle bakıyordu ona... "Maşaallah, Sübhanallah!" dedi Shyma içinden.. Melek uzun uzun onu süzdükten sonra:

- Hoş geldin..

dedi. Shyma'nın dili tutulmuştu sanki.. Hiç bir şey söyleyemedi, öylece kalakaldı. O muhteşem tebessümle, ilâhi bir vecd haline girmişti sanki. Melek, güzel başını yana eğip, ışıltılar saçan tebessümüyle:

- Neden bana geldiğini söyleyebilir misin?

dedi. Shyma konuşamıyordu bir türlü.. Fakat ne istediği sorulunca, halkının sıkıntısı hatırına geldi. Hüzünle gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Melek ışıltılı nurlar saçan kollarından birini Shyma'ya doğru uzattı.

- Üzülme Shyma! Bu kadar derin hüzün duymanın sebebi, Tevhid'i derinden hissedip yaşamandan kaynaklanıyor.. Onları çok seviyorsun ve adeta bütünleşmişsin. Sevinçlerini kendi sevincin gibi yaşadığın gibi sıkıntılarını da kendi derdin gibi algılıyor ve hissediyorsun. Ama artık bu duruma alışmalısın. Bu tür duygularını kontrol etmesini zamanla öğreneceksin. Unutma ki; her biri kendi kemalatına ermesi için, yaşaması gerekenleri yaşıyor. Her yaşadıkları an onlar için bir rahmet ve hayırdır, sıkıntı hali dahi olsa... Buna rağmen hiç bir hal de sürekli değildir, geçicidir. Bu sıkıntılar da geçip gider mutlaka.. Sabırlı olmak gerek.. Öncelikle dostlarına sabrı tavsiye etmelisin!

dedi, bu esnada Shyma anlayamadığı bir hal içindeydi. Meleğin muhteşem görüntüsüyle büyülenmiş ve kendinden geçmişti sanki.. Melek Shyma ile konuşmaya devam ediyor ve bazı önemli tavsiyelerde bulunuyordu. Shyma onu işitiyordu, ama sanki çok uzaklardan gelirmişçesine silikleşmişti sesler. Büsbütün kendinden geçmişti. Bu çok tuhaf bir durumdu. Arkadaşının söylenenleri iyi dinlemiş olmasını umut etti. Neden sonra teşekkür ederek vedalaşıp, meleğin yanından ayrıldılar. Mabedin kapısından çıkmak için kapıyı açtılar. Fakat bir anda Shyma'nın evinin kapısı önünde buldular kendilerini.. Halk hâlâ oradaydı. Kapıdan ayrılmamış, heyecanla onları bekliyorlardı. Shyma'yı görünce hepsi birden ona doğru koşuştu.

- Ne dedi Shyma, ne dedi? Hadi çabuk söyle, ne olur?

Shyma hala yaşadığı vecd halinden sıyrılamamıştı. İnsanlar ellerinden tutup onu sarsıyorlardı, ama o tek kelime edemiyordu. Bunu gören yol arkadaşı duruma el koydu ve meleğin Shyma'ya söylediği her şeyi heyecanla onlara anlattı. Dinlediler, fakat sıkıntılarına çare olacak bir şey bekledikleri belliydi. Bunun yerine nasihat almak onları pek tatmin etmemişe benziyordu. İç geçirerek:

- Peki hiç çaresi yok muymuş Shyma?

diye ümitsizce sordular.. Shyma kendini toparlamaya ve hatırlamaya çalışıyordu. Bir süre sonra aniden meleğin tüm söyledikleri kalbine doğdu.

- Evet,  bir çaresi var. Farz namazlarınızı cemaatle kılmaya çalışın.  Sadaka nimeti arttırır, ancak sıkıntıda olan sadaka veremez. O sebeple,  seher vaktinde (sabah namazından bir saat önce) ve kuşluk vaktinde (güneşin doğuşundan 45 dk. sonra başlayan vakit) nafile namaz kılıp, tevbe ve istiğfar ederek Allah'a dua edin... Bunları yaparsanız hem sadaka sevabı alırsınız, hem de sıkıntılarınız azalacaktır inşaallah!

Vakit tam seher vaktiydi. Hiç vakit kaybetmeden hemen saf oldular ve nafile namaza durdular. 

* Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür. (11/114)

"Birinin imam ,diğerinin de cemaat olması şekliyle kılınan bir namaz tek başına kılınan dört kişilik namazdan hayırlıdır. Dört kişilik cemaat namazı, tek başına sekiz kişinin namazından hayırlıdır. Sekiz kişilik bir cemaat namazı yüz kişilik tek olarak kıldıkları namazdan hayırlıdır." (Tebarâni)

Hz. Rasûlullah sallallahu aleyhi vessellem:

"Her birinizin her bir eklemi (ve kemiği) için bir sadaka gerekir. Binaenaleyh her tesbih sadakadır, her hamd sadakadır, her tehlil sadakadır, her tekbir sadakadır, iyiliği tavsiye etmek sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kulun kuşluk vakti kılacağı iki rek'at namaz bütün bunları karşılar."

[Müslim, Müsafirîn 84, Zekat 56. Aynca bk. Buhari Sulh 11, Cihad 72, 128; Ebü Davüd, Tatavvu' 12, Edeb 160]

Logged


Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa
Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar
avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı

Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle
Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden
Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine
Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine..
.
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: