|
|
 |
« : 22 Ağustos 2008, 02:19:54 » |
|
O mürşid ki tüm mürşidlerin mürşidi(?) Hz. Muhammed Mustafa sallalllahu aleyhi ve sellemdir ve önümü aydınlatan Kitap da tüm kitapların (ilmi seyrilerin) anası Ümmül Kitab'ın bize yansıması olan Kur'ân-ı Kerim'dir.
Kur'ân-ı Kerim insanlık için inzal olan en üst noktadaki nihayi son kitaptır. O'nun açıkladığı ilmin üzerinde bir başka ilim ve kitap olmayacağı da açıkça bildirilmiştir. Kur'ân, önceki "kitap ehlinin" (Yahudi ve Hıristiyanların) ilmi olan kitapları (Zebur, Tevrat, İncil ve diğer sahifeleri) nasıl kapsıyorsa, sonraki Kitap Ehli (İlim sahipleri)'nin ilmini de kapsar. Çünkü O, Zati Allah İlmi'nin seyri ile inzal olmuştur, Ümmül Kitab'ın aynasıdır; beşer seyrinin (zamana ve boyuta endeksli bir seyrin) ürünü değildir. Kur'ân bu açıdan sonsuza dek seyredilebilecek tüm seyirleri kapsadığı için, ışığıyla kıyamete dek yol gösterecektir. Bu sebeple O, dinamik ve yaşayan bir kitaptır, dinamizmini ve canlılığını OKU'yabilenler için... Bizler ise, insanlık alemindeki tekamül sürecine bağlı olarak gösterdiğimiz gelişme kadar O'nu değerlendirebiliriz (OKU'yabiliriz) ancak... ve ikiz kardeşi evreni de ve tabii ki alemlerin Rabbi Allah'ı da..
Kur'ân böyle olunca, O'nu insanlığa açıklayan zat da böyledir. Ve O öyle bir zattır ki, O'ndan önce yaşayanlar da O'nunla aynı dönemde yaşayanlar da ve O'ndan sonrakiler de nurunu ve feyzini hep O'ndan alır. Öncekiler feyzi ve nuru O zatın hakikatinden; O'nunla aynı devirde yaşayanlar ise hem O zatın hakikatinden, hem bizzat O'ndan ve hem de açıkladığı Kitap'tan; O'ndan sonrakiler ise, hem O zatın hakikatinden, hem de insanlığa açıkladığı Zati İlmin zuhuru olan O Kitap'tan (Kur'ân'dan) ve tabii ki bir de hadislerinden alır.. Bir de eğer yaşadığı devirde bulursa, varislerinden de feyz alır. Ama hiç bir varis O'nun derecesine erişemez! Çünkü varisleri de feyzi ancak O'ndan alarak, O'nun tuttuğu ışıkla o noktaya gelebilir. Bu yoldan gitmeden rahmete eren ve erişen bir tek veli, nebi ve rasul ve dahi mürşid yoktur. O, her İnsanın ve hatta insanlığın Kıble'sindeki İMAM'ıdır. Çünkü O, alemlere rahmet olarak yaratılmıştır, gerek hakikati ile, gerek insanlığı ile...
Yine bu sebepledir ki 2008 yılında insanlığın eriştiği bilimsel verileri 1400 yıl önce bilimin b harfi dahi yokken seyredip tespit etmiş ve şaşırtıcı bir şekilde o devrin insanının anlayabileceği şekilde açıklamıştır. O devirde de ve hatta sonraki devirlerde O'nun bu açıklamalarının mahiyetini şahit olarak veya bir şekilde anlayabilenler vardı muhakkak.. Fakat O'ndan sonra OKU'yabilenlerin her biri O'nun sayesinde okumuştur. O'nun bilimin ve teknolojinin yardımı yokken OKU'duklarını ise, şimdi tüm bu olanaklara sahipken OKU'mak çok büyük marifet değildir açıkçası, mukayese edilirse.. Kaldı ki bu olanaklara sahipken dahi, O'na inzal olan ayetler ve bize bıraktığı hadisler olmasa kim ne kadar aydınlanabilirdi acaba?.. o da ayrı konu.. Fakat şu da bir gerçek ki, önceden O'nun tarafından önümüz bu kadar açılmışken, kolaylaşması için adeta her şey yapılmışken, bu devirde hem de bu bilimsel gelişmelerin yardımı ile hala açıkladıklarını anlayamıyorsak ve kıymetini bilmiyorsak, bu da anlayamayan bizlerin kapasite sorunudur ancak... (ve bana göre öncekilerden de kapasitesiz olmalıyız. Zira evvelkiler O'nu bugünkü olanaklara sahip değilken bile anladılar, ya bize ne demeli?..)
Nasıl ki Sezar'ın hakkı Sezar'a verildiyse, Efendim Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselatu vesselam'nın hakkı da Kendisine teslim edilmelidir!
İşte tüm bu sebeplerden ötürü manen biatim doğrudan Allah'a ve Rasulü Hz. Muhammed aleyhisselam'adır, bundan dönmem imkanı da yoktur artık... Soruyorlar "Kim tutuşturdu sendeki bu nurdan kandili?" diye... Mürşidlerin Mürşidine biatim, bağlılığım ve muhabbetim tutuşturdu...
Bugün bir e-mail geldi de, utanıp sıkıldım ve bir türlü cevaplayamadım. Belki derdimi buradan anlatabilirim dedim.. Böylece çizgimi herkes anlar...
|