Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gönderen Konu: Lâ ilâhe illallah ve Nâs sûresi    (Okunma Sayısı 55 defa)
 
SECURITY ADMIN
*


Rep Gücü: 32
Rep Puanı: 1237




Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7522
Üye No: 1146
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Mail: E-Posta
METALLICA
 
« : 22 Ağustos 2008, 02:15:18 »

Lâ ilâhe illallah ve Nâs sûresi

Soru:

"Lâ ilâhe illallah" demek, "Tanrı veya tanrılar yok (İlâh veya ilâhlar yok), sadece Allah" demekse, Nâs sûresinde sığınılan "ilâhin-nâs" ne anlama geliyor? Çok takıldığım bu konuda beni aydınlatabilirseniz sevinirim.

Cevap:

"Lâ ilâhe illallah", yani kelime-i tevhid'i bir çok sufi (ve hatta enbiya) farklı şekillerde açıklamış. O günkü anlayışa göre veya muhatabına göre...

Düşünceme göre ilâh demek; istekleri, talepleri sorgusuz sualsiz yerine getirilen kişi/kavram/makam yada nesne demektir. * "Hevâsını (nefsinin arzularını) ilah edineni gördün mü?.." (25/43) ayetinde ilâh kavramına nasıl bir mânâ yüklendiğini anlarız. Eğer ilâh kelimesini "istekleri, talepleri sorgusuz sualsiz yerine getirilen, kulluk, itaat ve ibadet edilen ulvî, yüce vasıflar sahibi zat" anlamıyla alırsak,

Orijinali: "Ve Huvelleziy fiys semai ilahun ve fiyl ardı ilah ve Huvel Hakiymül Aliym". (43/84)

Meâli:  "Sema’da da ilah O’dur, Arz’da da ilah O’dur... O, Hakiym’dir, Aliym’dir." (43/84)

Orijinali: "Kul innemâ ene beşerün misliküm yuha ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhün vâhidün festakıymu ileyhi vestagfiruh, ve veylün lil müşrikin."(41/6)

Meâli: "(Ey Muhammed!) De ki: Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek (parçalanmaz bölünmez, cüzlere ayrılmaz, som) ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Vay O'na ortak koşanların haline!" (41/6)

Orijinali: "İnne ilaheküm le Vahid" (37/4)

Meâli:  "Muhakkak ki sizin ilahınız Tek(Vahid)tir." (37/4)

Orijinali:  "..innallahe ilahün vahid.." (4/171)

Meâli: "..Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır.." (4/171)

Orijinali: "Ve likülli ümmetin cealnâ menseken li yezkürüs mallâhi alâ mâ razakâküm min behimetil en'am, fe ilâhüküm ilâhün vâhidün felehu eslimu, ve beş şiril mubitin." (22/34)

Meâli: "Her ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele."(22/34)

Orijinali: "Hâzâ belâğun lin nâsi ve liyunzeru bihi ve liya'lemu ennemâ hüve ilâhüm vahidun ve liyez zekkere ülül elbab." (14/52)

Meâli: "Bu (Kur'ân), işte insanlara beliğ bir tebliğdir. Hem bununla uyarılsınlar, hem de O'nun ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve hem de akıl ve vicdanı temiz olanlar öğüt alsınlar." (14/52)

Yukarıdaki ayetlerden anladığım da şudur: "Sizin ilâh olarak kabul ettiğiniz her varlığın hakikati de O olduğundan, aslında ilâh olarak yöneldikleriniz dahi hep O Tek Allah'tır, çünkü O'ndan gayrı yoktur. Bu sebeple çok çeşitli ilâhlar ediniyor olduğunuzu zannetseniz de onların cümlesi Tek bir varlıktır (Tek Vahid olarak geçer, ki bu isim de parçalanmaz bölünmez, som anlamındadır). Dolayısıyla ilâhınız Tek'tir. (Vahid'dir)"

* "Rabbin kesin olarak şunları emretti (şunlara hükmetti) ki ancak kendisine kulluk edilsin......" (17/23)

İsrâ sûresi, 17/23. ayette geçen bu ifadeler de bu söylediğimize oldukça uygun bir anlam içerir. Yani hangi isim adı altında hangi mahalle yönelirsen yönel, gerçekte o yöneldiğinin hakikatinde Allah'a yöneliyorsun. Hatta çeşitli putlara (ilah edindiklerinize) taparken dahi... Ancak bilmediğinden veya O'nu o mahalde açığa çıkan mânâlarla kayıtladığından ötürü şirke giriyorsun. (Bu konuda Muhiddin-i Arabi de aynı düşünceye sahip)

Allah, Kur'ân-ı Kerîm'de Nâs, Zuhruf, Fussilet, Saffat, Nisâ, Hacc ve İbrahim sûresinde (hatta bir de Taha sûresi 14'de, ki onu özel inceleyeceğiz kısmetse) başka hiç bir şekilde yorumlamaya imkân bırakmaksızın açıkça kendini "ilâh" olarak vasfediyor. (Üstelik "lâ ilâhe illallah" ayetindeki gibi "ilâh" kelimesi önünde "lâ" denmiyor, ama ardında "tek" anlamında "vahid" ismi lullanılıyor) Bu da Allah'ın kendisini Tek ilah olarak kabul eden kullarının imanını da kabul ettiğini gösterir; ki "istekleri, talepleri sorgusuz sualsiz yerine getirilen, kulluk, itaat ve ibadet edilen ulvî, yüce vasıflar sahibi zat" anlamında...

Kısaca, nasıl ki O'nun Rab, yani “talim, terbiye, tedbir ve idare eden seyyid” oluşu ve Rablık vasfı inkâr edilemezse, (varlık alemine dönük olarak), "istekleri, talepleri sorgusuz sualsiz yerine getirilen, kulluk, itaat ve ibadet edilen ulvî, yüce vasıflar sahibi zat'tır" anlamındaki İlâh kabul edildiği anlayış da dışlanamaz. Ki bu tanım, Rububiyeti'ni de kapsayan Uluhiyet'ine ters düşmez kanımca... (Doğrusunu Allah bilir!). En azından Kur'ân ve İslâm bu anlayışı dışlamıyor, bu kitapta gayet açıktır. Ki yukarıda örnek olarak verdiğimiz ayetlerde olduğu gibi Nâs sûresinde de bu anlayış vurgulanmışken (dolayısıyla kabul edilmişken) bizim de kabul etmememiz münkün değildir kanımca...

Orijinali: La tec'al meAllahi ilahen ahare fetak'ude mezmumen mahzula. (İsra, 22)

Meali: Allah ile birlikte başka bir ilâh edinme! Yoksa kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın. (İsra, 22)

Orijinali: Mettehazalllahü min veledin ve mâ kâne maahü min ilâhin izen le ze hebe külü ilâhin bimâ halaka ve le lâ ba'duhüm alâ ba'd. sünhanallâhi ammâ yesifüne.

Meâli: "Allah hiç evlât edinmemiştir. O'na ortak (O'nunla beraber) hiç bir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idâre eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine gâlip gelir, üstün çıkıp büyüklenirdi. Allah Onların (müşriklerin) bütün isnatlarından münezzehtir (Sübhan)." (23/Mü'mi-nûn, 91)

O'nunla birlikte ilâh (O'na ortak olabilecek hükmü, iradesi, kudreti olan ve dilediği sorgusuz sualsiz yerine getirilen) yoktur. "Varlık alemi açısından" bakılırsa, O Tek ilâh'tır. Bu mânâda "İlâh" demek, kendisine kulluk ve ibadet edilen, hüküm ve iradede ortağı olmayan ve dilediği sorgusuz sualsiz yerine gelen demektir, ki bu da Allah ismiyle işaret edilen O Zat'ı anlayışa bir örnektir. Kur'ân bu anlayışı ve imanı dışlamamıştır, avamın (!?) anlayışı olsa da... (Ünlem ve soru işaretiyle neye işaret ettiğime çok dikkat edin lütfen! Acaba sadece avam mı böyle anlıyor..? gibisinden..)

Aslında "İlâh veya ilâhlık kavramı yok, sadece (sırf, som) Allah" şeklinde yorumlamak, kelime-i tevhid'i en üst derecede açıklamaktır. Bu şekilde yorumlayarak anlatmak istedikleri Allah'ın Ahad ve Samed oluşudur, ki O’nun Ahadiyeti ve Samediyeti söz konusu olunca, bu boyut itibarıyla dileyen ve dilediklerini yerine getiren yaratılmışlardan veya başka bir deyişle ikilikten söz edilemez. Ahad demek; "Cüzlerden, parçalardan meydana gelmemiş bölünmez tek veya sırf" demektir. Samed ise; "Doğmamış, doğurmamış (kendinden gayrı, ötede bir varlık meydana getirmemiş); kendisine bir şey eklenip çıkarılması mümkün olmayan, muhtaçlıktan beri (dolayısıyla ancak muhtaç olunan)" anlamındadır. Konuya bu boyut itibarıyla bakılırsa, kelime-i tevhid ancak "İlâhlar veya ilâh kavramına yer yok, çünkü (olan) sadece (sırf) Allah" şeklinde açıklanabilir. Yani İllâllah, yani "sırf Allah" denildiğinde, sırf kelimesinin mânâsı başka bir varlığa yer bırakmaz. Sırf Allah ise ve O'ndan gayrı yoksa, kim kime kulluk ve ibadet eder? Kulluk ve ibadet eden yoksa, İlâh kimdir? gibi düşünülebilir.

İki paragrafın özeti şudur:

Eğer Tek'in Kendini seyirden söz ediliyorsa, ilah kimdir, kime göre ilahtır? gibi bir soru akla gelir. Ama Tek'i seyir söz konusuysa, tabii ki ilah O'dur.

Fakat şu da bir gerçek ki herkesin anlayışı, ilmi, Allah'ı bilişi ve seyri farklı farklı düzeydedir. Bu paragraflardan sadece birini doğru kabul edersek, diğer tüm anlayışları, seyirleri ve dahi imanları dışlarız. Dolayısıyla O bilincin seyirlerini, yani boyutlarını dışlarız, ki Allah dışlamaz ve kabul eder. Fakat bu anlayış, seyir ve iman, kâmil değildir sadece... Ayrıca, O'nun Uluhiyeti söz konusuyken, ne sıfatları, ne esması, ne de efali  dışlanamaz. O'nun İlahlık vasfı dışlanırsa, otomatik olarak Rab ve Melik oluşunun da dışlanması gerekir. Hatta ilahi düzen olarak açıklanana Sünnetullah'ın da.. Oysa Allah, Uluhiyeti itibarıyla sadece sıfat boyutuyla açıklanamaz. Böyle bir kayda girecek varlık değildir. Aleme dönüp bakın, eğer her türlü seyir mevcut ise, O kendini o kadar seyirce tanımlıyor demektir. O'nu Tek ve ortağı olmaksızın bilin de nasıl bilirseniz bilin. ("Ben kulumun zannı üzereyim" hesabı..)

Özetle Allah'ı anlatmak isteyen, O'nu hiç bir tanımla kayda sokamaz.. Allah ismi, Uluhiyetine işaret eder ve tüm tanımları kapsar. Uluhiyeti ise, Zat'ını da dışlamayan bir vasfıdır. Ama denirse ki "Allah sadece Rab veya sadece Melik ya da sadece İlah olarak vasfedilemez. O, bu vasıflara sahiptir, ama sahip olduğu vasıflarıyla kayda girmez", bu tanım doğru olur. Çünkü; Allah alemlerden Gani'dir aynı zamanda..

* Gani demek, "alemlerden ötede" demek değildir, alemlerle kayda girmeyecek kadar zengin, yüce, akıl almaz, idrak edilemez ZAT demektir. Ekberiyeti alemlerden Gani oluşu itibarıyladır. (Ki bunu farkeden "AllahuEkber!" demiş olur; ilmen yakin, aynen yakin veya hakkel yakin düzeyinde)

O halde tüm bu tanımlara bakarak;

"Lâ ilâhe illallah ayetinin mânâsı çok boyutludur." diyebiliriz.

Bu anlamda sorunuzun cevabına gelecek olursak, Nâs sûresi ilk üç ayetin anlamı şöyledir:

Orijinali:

1- Kul e'uzü Birabbin Nâs, 2- Melikin Nâs, 3- İlâhin Nâs.

Meali:

1- De ki: Sığınırım (B sırrı ile) insanların Rabbine (İdare eden, yetiştiren, terbiye eden, efendisine.), 2- İnsanların Meliki’ne (Sonsuz esma sahibi, varlık üzerinde kudretiyle mutlak mutasarrıf, mülk ve melekut sahibi padişaha.), 3- İnsanların ilâhına (İlahün Vahid'e, ilahi sıfatlarla işaret edilen O Tek'e..)..

Düşünceme göre, Nâs sûresinde de "insanların rabbı, meliki, ilahı" kavramı, insanların tüm anlayışlar kapsamındaki sığınmaları hiyerarşik olarak sıralanmıştır. Efal, Esma ve sıfat alemi olarak.. (Ki bana göre "insanların ilahına" denilerek işaret edilen boyut, ilahi sıfatlarla tahakkuk eden Ruh-u Azam boyutudur) Dolayısıyla çeşitli anlayışlar doğrultusunda sığınmalardan da söz ediyor olsa, sığınılan Zatı itibarıyla sadece Allah'tır.

Her şeyin doğrusunu Allah bilir! 
Logged


Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa
Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar
avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı

Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle
Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden
Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine
Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine..
.
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: