Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gönderen Konu: İki Yüzlü Bir Dram    (Okunma Sayısı 54 defa)
 
SECURITY ADMIN
*


Rep Gücü: 32
Rep Puanı: 1237




Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7522
Üye No: 1146
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Mail: E-Posta
METALLICA
 
« : 22 Ağustos 2008, 02:08:41 »

İki Yüzlü Bir Dram

Kendinizi büyük bir bedenin bacak kaval kemiği üzerindeki deride bir kıl olarak hayal edebiliyor musunuz?.. Farz edin ki ayaklarınız sıcak, yumuşak ve rutubetli bir yere yapışmış ve kollarınız da bedeninize yapışmış şekilde bir kıl olarak yaşıyorsunuz.

Elleriniz ve ağzınız yok ve ayaklarınızdan besleniyorsunuz. Kıvrılıp bükülüyorsunuz ama bulunduğunuz yerden ayrılamıyorsunuz. İçine gömülü olduğunuz toprak sizi besleyen çok bereketli, ama pembe bir toprak. Görebildiğiniz ufuk noktasının dışında ne var, ne yok asla öğrenme şansınız yok. Topraktan çıkan su renksiz, tuzlu ve kokulu bir su ve pek içilecek bir su değil, atık su demek daha doğru... Ama bu yaşamda her şey değerlendiriliyor. Atık su bile kıymetli... İçme suyu kırmızı renkte ve yeraltından alınıp, içiliyor. Yerüstüne çıkması pek makbul değil... Bu su çok kıymetli kılların dünyasında... Bir damlası bile hayati önem taşıyor. Yemeklerinizi de bu su yoluyla alıyorsunuz. Yaşamsal faaliyetiniz de bu suya bağlı... Çalışma yaşamınızda da bu suyu kullanıyorsunuz..

Ölümünüz, yapışık olduğunuz pembe topraktan koparılmanızla veya doğal yolla bağınızın gevşeyip toprağın kendiliğinden sizi bırakmasıyla gerçekleşiyor. Ölümünüze çok çeşitli şeyler sebep olabiliyor. Hayatınız belki de bir pamuk ipliğine bağlı.. Düşündüğünüz tek şey, yapışık olduğunuz topraktan kopmadan veya koparılmadan programınız doğrultusunda kıl gibi yaşamak..

Mesleğiniz ve yaptığınız iş ise, bağlı olduğunuz toprağı belli bir sıcaklık seviyesinde tutmak ve dışsal etkilere karşı korumaktır. Bunun için deliler gibi çalışıyorsunuz. Atık su da sizinle benzer bir iş yapıyor, yani iş arkadaşınız sayılır.. O da soğutma işlemi için görev yapıyor.. Sizin yaşamdan anladığınız tek şey, üstüne yapışmış olduğunuz toprağı ve kendi canınızı korumak... Başka hiç bir şey bilmiyor ve anlamıyorsunuz.

Tüm korkularınız; içme suyu kaybı ve yerinizden koparılarak ölmek veya atık suyun işe yaramaması ve sıcaklık dengesinin bozulması veya yaşadığınız topraktaki lubrikasyonun azalması... Bunun dışında değerli olan hiç bir şey yok dünyanızda... Bunun kavgası ve çırpınışlarıyla geçip gidiyorsunuz dünyanızdan..

Aklaşmış kıllar, genç ve dinç kıllar... Uzun kıllar, kısa kıllar... Dişi kıllar, erkek kıllar, kıl dönmeleri... Kökleri kuvvetli kıllar, zayıf kıllar... Kalın kıllar, ince kıllar.. Kıvırcık kıllar, düz kıllar... Âsi kıllar, uysal kıllar...vs... vs... Böyle bir dünya işte!

Ne o? Bu hayali sevmediniz mi? Hayal değil de kâbus gibi mi?

İnanın, yaşama bir kıl olarak başlasaydınız, hiç de kâbus olmazdı bu yaşam sizin için... Ama yaşama insan bilinci ve bedeninde başlamış veya insan bilinci ve bedenini deneyimlemiş biri için, tabi ki bu yaşam oldukça ilkel ve basit bir yaşamdır. Hattâ, insan olduğunu bilen biri için bu yaşama mecbur tutulmak bir kâbus olabilirdi, haklısınız.

Bir de kıl adamlara üzerinde yaşadıkları bedeni ve bedeni yöneten bilinci anlatmaya çabalayan biri olduğunuzu bir düşünsenize?.. Yaşamınız nasıl olurdu?

Büyük ihtimalle bunlardan bazıları sizi bilge bir kişi olarak görüp, anlattıklarınızı anlamayacak, ama anlıyormuş gibi yaparak diğer kıllara üstünlük taslayacaktı.

Bazıları da sizi gözünde o kadar yüceltecekti ki, iş tapınmaya kadar gelip dayanacaktı. Ne deseniz sizi anlamayacaklar, ama anlarmış gibi yapmaya devam edeceklerdi. Sizi taklit etmekle yüceleceklerini, üzerinde yaşadıkları bedeni fark edeceklerini ve bu bedeni idare eden bilince ereceklerini sanacaklardı.

İçlerinde bazıları daha zeki olduğu için üzerinde yaşadığı bedeni hayâl etmek yoluyla kavramaya çalışacaktı, ama bu bedeni yöneten bilinci asla anlamayacaktı. Hattâ anlamak şöyle dursun, anlamaya yaklaşamayacaktı bile... Sanacaktı ki, o bilinç bu büyük bedeni yaşatmaktan başka bir şey yapmıyor.

Bir sürü zavallı kıl arasında insan bilincini deneyimlemiş, kendi gibi başka insanlarla arkadaşlık etmiş ve insanca zevkleri ve güzellikleri yaşamış biri olarak yaşamanın ne  kadar kıl bir şey olduğunu hayâl edebiliyor musunuz?

Kıl değiller mi işte, sizin anlatmak için çırpındığınız insan bedeni ve onu idare eden bilinci ve belki ötesini anlamayı bırakıp, kaç kılla evlendiğinizle, kıl yemeklerinden neyi yediğinizle, giysilerinden neyi giydiğinizle, kılca işlerden neler yapıp yapmadığınızla, kılca değerli olan neyi alıp almadığınızla, kaç kıl fakülte bitirdiğinizle ilgilenip, kıldan konularla zaman öldürmeye başlayacaklardı bir süre sonra... Bilge kişi dedikleri size kılca yaşamak zaten yeterince kıl gelirken, bir de derdinizi anlatamamak herhalde korkunç bir kâbus olacaktı. Hani, "alın şu kıl yaşamınızı da...... kıl etmeyin beni!..."  deme noktasına gelecektiniz...

Bu yazıyı Allah'ın tüm seçilmiş kullarına (enbiya ve evliya) ithafen yazıyorum. ...

Sizi, biz kılların dünyasında yaşamak zorunda kalan ve onlara insanı ve insan bedeninin çalışma sistemini anlatmaya çalışan bir insan bilinci temsilcisi gibi hayal ederek anlamaya çalışıyorum. Yaşamınızın ve görevinizin ne kadar zor olduğunu ancak bu gibi bir örneklemeyle kavrayabiliyorum. Ne yazık ki başka türlüsüne aklım ermiyor. Kıl adamların yanında insan gibi yaşamak mutlaka çok zor ve çok büyük bir yalnızlık olmalı... Kıl adamlara insanı ve insan bedeninin çalışma sistemini anlatmak ise, köre yeşil rengi anlatmak benzeri bir şeydir mutlaka... Umarım sizi bizim dünyamızda, bizim değerlerimizle yaşamaya zorlarken bunaltıp canınızdan bezdirmiyoruzdur, umarım!

Bizim aklımız ermez anlattıklarınıza, insanın yaşamına ve düşünce dünyasına... Biz kıllık etmekten başka bir şey bilmeyiz... Kendi yaşamımızdan başkasını ne anlarız, ne de anlamak için kendimizi üzeriz... Biz o kadar ilkeliz ki, ancak bizim gibi düşünüp, yaşamayanları üzmeyi biliriz. Ya bizim gibi düşünüp bizim gibi yaşarsınız, ya da sizi taşlar, çarmıha gerer veya kellenizi isteriz. İşte biz böyleyiz.

Belki siz bizim için üzülürsünüz, ama ben de acizane sizler için üzülüyorum. O saf bilinçle ilkel bir yaşamı yaşamak zaten yeterince zorken, bir de sizleri bizce yaşamaya zorladığımız için üzülüyorum. 

Logged


Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa
Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar
avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı

Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle
Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden
Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine
Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine..
.
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: