|
|
 |
« : 16 Eylül 2008, 01:12:39 » |
|
Gül Yaprağı
--------------------------------------------------------------------------------
Uzakdoğu’da bir budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi.
Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist, kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz’süz konuşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.
Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.
Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti.
Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı.
Gül yaprağı suyun üsünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.
İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.
Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.
__________________
|
|
|
|
|
Logged
|
Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı
Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine...
|