|
|
 |
« : 22 Ağustos 2008, 02:17:41 » |
|
Fanatiklik ve Şirk
Fanatik, fanum (tapınak) kelimesinden gelir. Etimolojik anlamı, tapınaklara gidip duyguların ve şehvetin sınırsız ve dizginsiz yaşandığı ayinler yapmak demektir.
Fanatikler genelde bağlı oldukları kişi, görüş, inanç, siyasi ideoloji vb. şeylerin ne kadar doğru ne kadar yanlış olup olmadığı konusunda yeterli araştırma yapmadan, bilgi sahibi olmadan, konu üzerinde yeterince objektif düşünüp akıl yürütmeden, sağdan soldan duyduklarıyla veya birilerinin etkisinde kalarak bu fikirlere saplanırlar.
Uzun, geniş, tarafsız bir araştırma ve inceleme sonrasında bir fikir ya da düşünce edinenler, çok fazla fanatik olmazlar. Çünkü karşıt görüşlü kişileri daha iyi anlarlar, dolayısıyla saldırgan tavırlar göstermezler.
Fanatizm, içinde "saldırganlık/karşısındakini dinlememe/objektif olamama" yı da barındırır. Bir fanatik asla demokrat değildir, yobaz-bağnaz, sabit fikirli ve dik kafalıdır.
Felsefe sözlükleri bu kavramı, "dar kafalılık" olarak tanımlar. Fanatiklik, objektiflikten (tarafsız düşünmekten) uzak, karşılaştığı her olayı fanatik olunan konuya bağlayan bir paranoyadır da denilebilir. Ya da sağlıklı düşünememe diye de tanımlayabiliriz.
Bu kavram, dinde de yeri olmayan bir kavramdır. Çünkü çağrıştırdığı mana, şirk kavramı ile eş tutulabilecek bir manadır. Her neyin fanatiği olunursa, o şey Allah'a şirk (eş) koşulmuştur. Hangi isim altında veya hangi sebeple yapılırsa yapılsın, fanatiklik şirk'tir.
Günümüzde tarikat ekollerinde ortaya konan fanatik tavırlar da ne yazık ki şirk kapsamındadır. Kendi şeyhi, mürşidi veya hocasının diğerlerinden üstün olduğunu iddia etmek, kendi görüşünün veya anlayışının (tarikatının) en doğru yol olduğu fikrine
saplanıp kalmak da fanatikliğe girer. İslâmiyet'te hakikat Tek'tir ve Kur'ân ışığında olmak üzere, bu hakikate davet eden şahısların kimliğinin, sayısının ve sıfatlarının hiç önemi yoktur. İsim ve resimler geçicidir, Baki olan ise Allah!.. İnsanlık için önemli olan şey hakikattir, ki o da Tevhid anlayışıdır. Yani Allah'tan gayrı ilahlar olamayacağı gerçeği! O halde neyi diğerlerinden daha üstün kabul edersek, o şeyi bilincimizde ilahlaştırmışızdır. Belki bunu açıkça yapmıyoruz, ama keşke açıkça yapsaydık da fark edebilseydik! Çağımız insanın belası gizli şirktir! * Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini rablar (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih'i de... Oysa onlar, tek olan bir ilah'a ibadet etmekten başka bir şeyle emr olunmadılar. O'ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir. (Tevbe Suresi, 31)
* De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
* (Böyle iken inkârcılar) Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda, ne zarar veremeyen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı olan kimse Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır. (25/55)
* Emin ol, biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız kendisine halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et. İyi bil ki, halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. (39/2-3)
Özümüz de dahil olmak üzere ne yana dönsek O'nun vechini (mânâlarını/ Hak'kı) görmemiz (akıl gözüyle görmek) gerekirken, fanatik yaklaşımlarla farkında olmadan O'nu parçalayıp bölüyoruz ve böylece hayali ilâhlar yaratıp, O'nu herhangi bir mahalde izhar olan manalarla kayıt altına alıyoruz, ne yazık ki!.. Oysa eşi benzeri, misli ve dengi olmayan, gözlerin idrak edemeyeceği bir varlık (O'na varlık demek bile varlığını ispattır, imansızlıktır, ancak çaresizlikten bu ifade) bu şekilde kayıtlanamaz. O Sübhan'dır, Ekber'dir!
* O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun. (26/213)
* Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de şu vahyedildi: "Yemin ederim ki, eğer şirk koşarsan bütün çalışmaların boşa gider ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun. Hayır, onun için yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol." (39/65-66)
Allah yalnız kendine kulluk edilmesine hükmetmiştir ve emretmiştir. Fanatiklik dolayısıyla girilen gizli veya açık şirk, açıkça Allah emrine itaatsizliktir. Eğer herhangi bir topluluk bir şekilde şirke batarsa, Allah o topluluğa gazabıyla yönelir. Tabiri caizse paratoner gibi belayı üzerilerine çekerler. Mele-i Âlâ o topluluğa bela yağdırır ve başları asla sıkıntıdan kurtulmaz. Veya mekr yollu cezaları ertelenir.
Hz. Ömer (r.a.)'dan: Peygamberimiz, "Siz beni Hıristiyanların Meryem oğlu İsâ'yı aşırı derecede methettikleri gibi, aşırı övmeyin. Ben ancak Allah'ın kuluyum. Benim hakkımda Allah'ın kulu ve elçisidir deyiniz", buyurdu. (Zübtetü'l-Buhâri Tercümesi 2. cilt Hz.Adem'in ve Peygamberlerin Yaratılışı Bahsi sy: 602, no: 931)
Kısaca, Allah'tan gayrı isimlerin, resimlerin ön plana çıkarıldığı her anlayış, bir anlamda fanatikliktir, ilâhlaştırmadır ve dolayısıyla şirktir. Tavsiyem her işte olduğu gibi bağlılık ve sevgide de orta yolu tutmaktır. Hak edene hakkını verip aşırı gitmemek gerekir. Şirkin kalktığı tek anlayış İslâm Dini ve Tevhid anlayışıdır demiştik, ki bu da teşbih ve tenzih'in ötesinde bir anlayıştır. Tevhid anlayışı bizlere Hz. İbrahim aleyhisselâm'ın manevî mirasıdır.
* "...Ben batanları sevmem!.." (6/76)
* "...Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum..." (6/77)
* "...Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım..." (6/78)
* "Ben yüzümü hanif olarak, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim." (6/79)
Tevhid anlayışına oranla, salt teşbih veya salt tenzih anlayışına saplanıp kalmak da şirk kapsamındadır. Meselâ; tasavvufta görülen fanatiklik teşbih fikrine saplanıp kalmaktır, ya da başka bir ifade ile konuyu doğru anlamamaktır. Klasik İslâmî anlayışta fanatiklik de tenzih fikrine saplanıp kalmaktır, ya da konuyu yeterince anlayamamaktır. Orta yol (sırat-ı müstakim) ise Tevhid'dir.
* "Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!). Hidayet eyle bizi doğru yola (sırat-ı mutakîm'e), O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil." (1/5-6-7)
Ayrıca, üzerinde önemle durulması gereken bir başka detay da şu acı gerçektir:
Hz. İsa aleyhisselâm'a eziyet edenler Allah'a imansızlar değil, bilakis iman ettiğini iddia eden fanatik Yahudiler'dir. Fanatikliğin kişiyi nerelere getirdiğini, iman ve fanatikliğin aynı kefeye konamayacağını anlamak zorundayız. Allah zihinlerimizi fanatiklikle bloke olmaktan ve şirke saplanmaktan korusun! Objektif bakış açılarıyla sınırsız-sonsuz düşünebilmeyi ve nihayet hakikati yaşayabilecek nötrlüğe ve hoşgörüye erebilmeyi nasip etsin dilerim.
|