|
|
 |
« : 22 Ağustos 2008, 02:15:54 » |
|
Bir varmış, Bir YOKmuş!
Oku'duktan sonra kitab'ı, Tam kalbimin üzerine koydum. Her zamanki gibi yine, Pencereden dışarı baktım.
Sabah oluyordu, hem de ne sabah !...
Sakız ağacı takıldı gözlerime Hey gidi asırlık sakız ağacı ! Ben sana kaç yıldır bakar da Ağaç sanırdım. Meğer bürünmüşsün de ağaç rolüne, Hiç çaktırmıyorsun.
Toprağa kaydı sonra gözlerim, Orada bürünüp serilmiş yere sere serpe, Anlayamadım buncaaa sene...
Ya yükselen Güneşe ne demeli ? O ne güzel rol, o ne bürünüş !
Nasıl da uyanamadım?
İşte geliyor kolunda ekmek sepeti, Emektar Yunus efendi.
Yunus efendi !.. Yunus efendi !.. AŞK olasın!
Niye?
Bunca sene niye hiç çaktırmadın ?
Sen de mi ete kemiğe büründün, Yunus diye göründün ?
Boğazım düğümlendi, nefesim hızlandı.
Ya nefesim ?
Ey ciğerlerime her an dolup boşalan! Sen de mi ?
Ürperdim, şimşekler çaktı beynimde... Titreyerek koştum aynaya baktım. Şaşırdım !... Hayretle seyrime daldım. Onca yıl bürünüp de rolüme, Nasıl da kaptırmışım kendimi... Kendime bile hiç çaktırmadım.
Hay ALLAH !.. Yeni yeni uyanmaya başladım!
Ağladım...Ağladım... Galiba anladım !..
Sakız ağacı BEN'im, Yunus efendi de... Güneş de BEN'im, aynadaki de... Gözde de...Özde de... Sadece...
Derkeeen... Bir de baktım, Bütün bunlar bir masalmış. BİR varmış, BİR YOKmuş!
|
|
|
|
|
Logged
|
Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı
Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine...
|