Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gönderen Konu: Bilinmeyen Ufuklara Doğru...    (Okunma Sayısı 38 defa)
 
SECURITY ADMIN
*


Rep Gücü: 32
Rep Puanı: 1237




Ruh Halim:
Offline Offline
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 7522
Üye No: 1146
Nerden:
Üye Bilgileri: Üyelik Bilgileri
Mail: E-Posta
METALLICA
 
« : 22 Ağustos 2008, 02:06:20 »

Bilinmeyen Ufuklara Doğru...

Hava çok sıcak olduğu için otomobilin camını hafifçe araladı. Fakat içeriye egzoz dumanı dolunca, tekrar kapadı. Tek şeritli yolda ilerliyorlardı ve trafik çok sıkışıktı. Eğilip şoför koltuğundaki arkadaşının omzuna dokundu.

- Önümüzdeki aracı mutlaka geçmek zorunda mısın? Onu geçsek, diğeri ve sonra diğeri.. Nasıl olsa geç kaldık, aceleye gerek yok.. Riskli sollamalar yapıyorsun.. Arabada çocuklar var, endişeleniyorum.

- Merak etme dikkat ediyorum, sen keyfine bak...

Sustu, daha fazla bir şey söylemek istemedi. Fakat içinde bir huzursuzluk vardı. Omzuna yaslanmış uyuklayan küçük oğluna baktı.. "Keşke evde otursaydık, nerden çıktı bu ani tatile çıkma fikri?" diye kendi kendine hayıflandı. Başını arkaya yasladı ve gözlerini yumdu. Belki biraz uyuyarak sakinleşebilirdi. Fakat uyuyamıyordu bir türlü.. "Ütüyü fişten çekmiş miydim acaba?" diye düşündü.. Aceleyle her şeyi öylece bırakıp çıkmıştı evden.. Kimse ile vedalaşamamıştı bile.. "Off çok sıcak, bayılacağım" diye geçirdi içinden.

- "Bu arabada air-condation yok mu Allah aşkına?" diye mırıldandı.

Arkadaşı:

- "Arızalı, ne yazık ki camı açarak idare edeceksin", dedi gülerek..

- "Boş ver kalsın, egzoz dumanı solumak istemiyorum.", dedi elini yana savurarak..

Mendiliyle oğlunun yüzündeki teri sildi ve tekrar geri yaslandı. Fakat aralıksız basılan bir korna sesi ile irkilip, yeniden doğruldu. Otomobili kullanan arkadaşı yine hatalı sollama yapıp, karşıdan gelen sürücüden okkalı bir korna(!) işitmişti.. 

- "Canım arkadaşım, ehliyetini sevgililer gününde kocan mı hediye etti? Yoksa sürücü kursundan mı almıştın?" diyerek gülümsedi. 

- "Hay aksi, hatırlamıyorum!" diye kahkaha attı arkadaşı...

Arkadaşının rahat ve umursamaz haline gülerek tekrar geri yaslandı. "Akşam namazı vaktine kadar otele sağ salim varmış oluruz inşaallah" diye geçirdi içinden.. Müzik setinden yayılan nameler akıl ötesinden gelen bir besteydi sanki, insanı alıp bambaşka alemlere götürüyordu. Biraz gevşemiş olduğunu fark etti.. Başını cama çevirdi. Yolun sağ yanı uçurumdu. Aşağıdaki manzara ilahi bir güzelliği yansıtırcasına muhteşemdi. Ancak bu sıcakta manzara seyretmek o kadar da cazip gelmedi. Yeniden gözlerini yumdu. Neden sonra hafifçe dalmak üzereydi ki, ani bir sarsıntı ve patlama benzeri bir gürültüyle kendine geldi. Etrafına bakınırken arabanın havada uçtuğunu gördü. Bir virajdan uçuruma doğru havalanmışlardı. Sanki ağır çekim film seyri gibiydi her şey... Fakat zihni çok hızlı çalışıyordu. Bir şeye çarpmışlardı, ama neye çarptıklarını anlayamadı. Umutsuzca "işte her şey bitti, kurtulmamız imkansız" dedi içinden. Neler olduğunu anlamaya çalışırken hızla düştüklerini fark etti. Artık arabanın içinde değildi.. Nasıl çıkmıştı, anlayamadı. Boşlukta hızla aşağı düşüyordu. İçinden "düşmek istemiyorum, düşmek istemiyorum ya rabbi!" diye dua ediyordu. Sanki tutunacak bir şey bulacakmış gibi, boşluğu yokluyordu. Derken aniden durdu. Öylece havada asılı kaldı. Artık düşmüyordu. Hemen aşağı doğru baktı. Aşağıda otomobilden kalan parçalar etrafa dağılmıştı ve cesetler kan revan içindeydi. Bir yere takılmış olduğunu düşündü. Fakat etrafa bakınca hiç bir yere tutunmaksızın, havada öylece asılı kaldığını anladı. Bir mucize olmuştu herhalde!! "Evet, evet, duam kabul oldu ve bir mucize oldu", dedi kendi kendine.. Fakat öte yandan içinde tuhaf bir his vardı. Bir gariplik olduğunu hissediyordu. Yeniden etrafına bakındı. Sanki her şey normalden farklı görünüyordu.. Ağaçlar, gökyüzü, her şey farklıydı.. Özellikle de renkler.. Renkler çok canlı ve parlaktı. Gökyüzünü hiç bu kadar parlak mavi bir renkte görmemişti. Korku ve şoktan herhalde diye geçirdi içinden.. Fakat neden böyle havada asılı kaldığını hala çözememişti. "Allah'ım neler oluyor?", diye düşündü..  Etraf aydınlıktı, ama nedense Güneşi göremiyordu.. Işık vardı ama gölgeler yoktu!!.. "Güneş nereye gitti?" diye sordu kendi kendine.. O anda beyaz bir güvercin uçup geçti yanından.. Ağır çekim uçuyor gibiydi.. Ama!!.. Ama bu kuş uçarken etrafında beyaz ışıltılar bırakıyordu!!!.. Bir şey olmuştu, bir şey!!.. Gökyüzünde çok parlak mavi küçük kıvılcımlar yanıp sönüyordu. Bu nasıl bir mavi renkti böyle?!!.. Sanki farklı bir dünyayı seyrediyor gibiydi.. O anda aklına gelen şey sebebiyle paniğe kapıldı.  Hemen tekrar eğilip aşağıdaki cesetlere daha dikkatli baktı. Üç ceset vardı ve... biri.. evet biri kendisinin cesediydi. Müthiş bir korku ve üzüntüyle sarsıldı. Ölmüştü, ölmüştü!! "Aman yarabbi!! Ben öldüm!!" diye çığlık attı. Fakat kendi sesini duyamadı.. O anda epeydir süren sessizliği fark etti. Çok sessizdi, hiç ses yoktu.. Issız bir yerdeydi sanki.. Yeniden, "öldüm, işte öldüm!!" dedi dehşet içinde.. Demek o sebeple havada asılı kalmıştı. Ruhu bedeninden ayrılmıştı düşerken. Havada asılı kalan ruh bedeniydi. Oysa cesedi aşağıda kanlar içinde cansız yatıyordu. Fakat küçük oğlunun cesedini görememişti. "Belki de o ölmedi" diye düşündü. Hemen yukarı baktı.. Uçurumun başlangıcında insanlar toplanmış, bir ambulans ve polis otosunun ışıkları yanıp sönüyordu. Demek ölmeyen yaralı biri vardı. Cesedi aşağıda olmadığına göre, demek ki çarpışma anında arabadan fırlamıştı. Küçük oğlunun kurtulmuş olmasını diledi bütün kalbiyle ve derin bir hüzünle.. Çünkü henüz çok küçüktü ve yaşayıp öğrenmesi gereken daha çok şey vardı. Tüm bu düşünceler şimşek gibi hızla geçiyordu aklından.. Her şey bir anda olup bitmişti aslında..

Ufuk noktasına doğru baktı.. Masmavi ve berrak gökyüzü ufukta sonsuzluğa açılıyordu sanki.. Havada yavaşça süzülmeye başladı. Tuhaftı ama hiç bir güçlük çekmeden uçabiliyordu. Ağırlığı olan hiç bir şey yok gibiydi üzerinde.. Yer çekimi yok gibiydi. Çok hafifti, kuşlar kadar hafif... Bir yere gitmesi gerektiğini hissediyordu, ama o yer neresiydi bilmiyordu. Son bir kez daha geri dönüp baktı. Oğlunu hatırlayıp, bir anlık derin bir hüzün daha yaşadı. Yüreği "cızz!" etmişti.. Onu çok özleyeceğini düşündü. Daha sonra, sanki dünyada hiç yaşamamış gibi az önce duyduğu üzüntü dahil her şey silindi gitti hafızasından.. Uzun ve derin bir uykudan uyanıp, bir kaç saniye sonra günlük yaşama dalınca unutulan rüya gibiydi dünya yaşamı artık, hatırlamıyordu bile.. Yeni ve sonsuz bir hayata adımını atmıştı. Kendisini nelerin beklediğini ise bilmiyordu. İçinden;

"Ya Rabbi, geçmişim yok, geleceğim yok, sadece Sen varsın. Hâlâ varlığınla varolduğumun bilincindeyim, çok şükür! Rahmet ve şevkatinle sarmalandığımı ve daima Seninle olduğumu kuvvetle hissediyorum. Belki bilmediğim yepyeni bir yaşama başlıyorum, ama korkmuyorum. Çünkü bana güç veren, koruyup gözeten Sensin, bunu hissetmek bana fazlasıyla yeter! Yalnız Sana güvenip sığındım." 

diye dua ederek, yeni yaşamına ve bilinmeyen derin mavi ufuklara doğru süzüldü gitti...

Logged


Zümrüt gözlü civa daldı karanlığa
Görenlere lanet niteliğinde olan yeşil taşlar
avını gördü,alçaldı ve yere düşemeden onu parçalarına ayırdı

Gölge çığlık attı,insanı andıran ama insanlığa küfür olan sesiyle
Civa aman vermedi,göğsünü deldi,bir fırtına gibi geçti içinden
Baktı gölgeye,bu kaçıncıydı bu gün diye sordu kendine
Omuz silkti,ne farkeder,daha çok işim var dedi ve daldı karanlığa yine..
.
 
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: