|
|
 |
« : 22 Ağustos 2008, 02:20:37 » |
|
Anlamak İçin Önce İnanmak Gerek
İman gücü, bir insana verilebilecek en büyük nimettir. Çünkü bilinç varlık insan, kendisindeki bu güçle algıladığı ve kapıldığı süfli alemlerden (boyutlardan) kendini kurtarabilir. Bu güçle geldiği ulvi alemlere döner. İman olmadığı sürece hiç bir şeyi başaramaz insan.. Bu sebeple, yeryüzünde yaratılmış bir beşerin insanlık vasfını kazanabilmesi için iman gücüne sahip olması gerekir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de, Hadis-i Şerifler'de ve tasavvuf ehli İslâm düşünürlerinin kitaplarında iman ana tema olarak işlenmiştir. Meselâ, hepinizin bildiği bir hadis-i şerif'te "Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır" buyrulmuştur. Örneğin Allah'a iman kişiyi cehennem azabından kurtarıyor. Nebilere iman cennete sokuyor, rasullere iman Allah'a vasıl ediyor. Her güzelliğin başı iman ves-selâm.. İman, inandığınız konuda gerekeni yapmaya zorluyor sizi ve nihayet neticesi hasıl oluyor. İnanmadığınız hiç bir şeye kavuşamazsınız. Allah'a inanan sonunda azaptan kurtulma şuuruna eriyor. Nebiye iman eden, O'nun tavsiyelerine uyarak cenneti elde ediyor. Yine Rasûle iman, açıkladığı ilâhi evrensel hakikatler üzerinde düşünmeyi ve bu sayede bir takım şuurlara ermeyi ve nihayet Allah'a vasıl olmayı getiriyor, ki bu en büyük kurtuluştur. * Allah, iman edenleri, dünya hayatında da, ahirette de sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır ve Allah, dilediğini yapar. (14/27)
* Biz, sana bu kitabı (Kur'ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik. (16/64)
* (Ey Muhammed!) Onlara de ki: "Kur'ân'ı Cebrail, iman edenlere sebat vermek, Müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbinin katından hak olarak indirdi. (16/102)
* Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır. (17/82)
İman nuru kişiye ana karnında verilen bir melekedir. Çünkü kişinin cennetlik yada cehennemlik oluşu ruhun nefh edilişi (üflenişi) ile belirleniyor.
Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'dan nakledilen hadis-i şerif: Rasûlullah (s.a.s.) bize, (insanın yaratılış evrelerini) şöyle anlattı: "Sizden birinizin yaratılışı** annesinin karnında kırk günde toplanır. Sonra orada bunun gibi 'alaka' olur.*** Sonra yine bunun gibi 'mudğa' olur. Sonra Allah bir melek gönderir ve kendisine dört şey emredilir: Rızkı, eceli, ameli ve said (cennetlik) mi yoksa şaki (cehennemlik) mi olacağı(nın yazılması) [Hadis-i Şerifin kaynakları: Buhari, Sahih, Kitabü Bed'i'l-halk (Babu zikri'l-melâike) 6/303, Hadis No:3208; Kitabü'l-Enbiya 1, VI/363 Hadis No:3332;Kitabü'l- Kader 1, XI/6594; Kitabü't-Tevhid 27, (Kavlühü Teâlâ ve lekad sebekat kelimetüna) XIII/440; Ebu Davud, Sünen, Kitabü's-Sünne 16 (bab fi'l-kader) II/530; Tirmizi, Muhammed b. İsa b. Sevra(Ö:279H/892M) el_Câmi', Dâru'l-Fikr, Beyrut 1980, V C, Kitabü'l-Kader 4, III/302, Hadis No: 2220, (Bu kaynağa bundan sonra 'Tirmizi,Cami' şeklinde atıf yapılacaktır.); Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî (Ö.241H/855M), el-Müsned, VI C, Dâru'l-Fikr, Beyrut,I/382,430]
Bu hadiste bildirildiğine göre, kişinin cennetlik yada cehennemlik olması da iman melekesinin olup olmamasına bağlı.. Demek ki bu nur cenine ruh üflenmesi esnasında verilir veya verilmez. Yine bu nur verilse dahi güçlüdür veya zayıftır. Fakat yukarıdaki hadiste de bildirildiği üzere, zerre kadar imanın bile faydası vardır.
Hz. İsa aleyhisselam yolda yürürken izdiham olurmuş, hastalar iyileşme umuduyla yollara dökülürmüş. Bu esnada bir kör gelmiş ve gözlerini açması için yalvarmış İsa aleyhisselam'a... Sormuş ona İsa; "Gözlerinin açılacağına inanıyor musun?" Kör cevap vermiş; "Evet!.. Evet!".. İsa da ona; "Peki o halde, inandığın gibi olsun!" diye dua etmiş ve adamın gözleri açılmış.
İman öyle bir güç ki, bazen bir keramet imanın gücüyle gerçekleşir, bazen de iman gücünü arttırmak için keramet gerçekleşir. Kısaca, iman olmasa hiç bir hayır doğmazdı. Demek ki Allah'ın kullarına vereceği en büyük hayır ve nimet imandır.
* Onlar o kimselerdir ki Allah kalplerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın hizbi (dininin yardımcıları)dir. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah'ın hizbidir. (58/22)
* Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın? * Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler. * De ki: "Göklerde ve yerde olup bitenlere dikkatle bakın!" Fakat o uyarmalar ve o âyetler, iman etmeyen bir kavme fayda vermez ki! (10/99,100,101)
Bundan başka, dünya yaşamında dahi başarma inancı ve azmiyle başlanan işlerin neticesi mükemmel olur. Başlarken güzel bir sonuç alacağınıza inanmadığınız bir işin üstünden gelmeniz pek kolay değildir. Hattâ bilim dünyasında bile inanmak önemli bir unsurdur. İnanmadığınız bir şeyi icad edemezsiniz. Herhangi bir teoriye inanmayan sentez oluşturamaz. Keşifler dahi inanç ve azimle gerçekleşir. Bir iddiaya inanmayan, onun gerçek olup olmadığı hakkında düşünmez bile... Yani inanma gücü kişiye dünya ve ahireti açısından bir rahmettir.
Bugün bir çok insan burada benim yaptığımdan çok daha alâsıyla başka insanlarla düşüncelerini paylaşıyor. Ancak pek azına inanıldığı için, çoğu isabetli bir çok düşünce kıyıda köşede kalıp değeri bilinmemekte.. İnanmayana, gökten yıldızı yere indirsen, yerden denizleri göğe kaldırsan, evrenin sırlarını açıklasan faydası olmaz. Bir de "ne diyor bu kaçık" deyip çıkarlar işin içinden... Nitekim Galileo "dünya yuvarlaktır" dediğinde (ki bunu söylediğinde akli delillere dayanarak söylemiştir, ispat edecek somut delili yoktu, uzaydan dünyaya baktırabilmek gibi) ona deli dendi, kafir dendi, yargılandı ve ölümün eşiğinden döndü. Bu sebeple, sana ve düşüncelerine inanmayan insanlarla bir şeyler paylaşmaya kalkışmak kadar cesaret gerektiren başka bir şey yoktur. Üzerine yapıştırılacak her türlü etikete hazır olmalısın. Örneğin burada insan aklının almayacağı akıl dışı şeylerden söz etmediğimiz halde inanmayanlar olduğunu biliyoruz. Meselâ; pozitif ve negatif kutupları olan yumurta biçiminde bir enerjiden evren meydana geldi mi diyoruz? Yada madde algılanan evreni çevreleyen aklın almayacağı büyüklükte dönen enerji halkaları mı var diyoruz? Galaksi içinde Dünya'dan başka gezegenlerde de hayat var, orada da farklı yaşam formları var mı diyoruz? Bu dünyalar bizim dünyamızdan kat kat daha güzel mi diyoruz? Böyle uçuk kaçık iddialarda mı bulunuyoruz. Tabii ki hayır.. Bunları söyleyenler de var, ama biz böyle şeyler demiyoruz.. Adama deli derler sonra.. Zaten dosttan bol düşmanımız var, adamı ipe bile götürürler mazaallah! Herkes gibi biz de sıradan insan aklının düşünebileceği ve alacağı şeyler hakkında düşündük haddimizi bilerek ve bu düşüncelerimizi paylaştık.. Buna rağmen yine de inanamayanlar olduğunu da biliyoruz.
Örneğin bundan yıllar önce, 1994-95 yılları esnasında katıldığım bir sohbette, bu sitede de "Bu benim cennetim" başlıklı yazımda söz ettiğim düşüncelerimden söz ettiğimde çok şiddetli bir tepki almıştım. Çünkü sohbetteki kişiler, cennet yaşamının bedensiz, zamansız ve mekansız, hiçlik benzeri bir yaşam olduğuna inanmıştı. Onlara, bu inanışlarının cennetin genelini temsil etmediğini, cennette beden, zaman ve mekan olmaması şeklindeki tanımın, aslında bu kavramların kaydında olmamak anlamına geldiğini, seyrin ve varoluşun olduğu her yerde kendi şartları içinde bir zaman kavramının, mekan kavramının ve bedenin (nur beden gibi) olacağını ama cennettekilerin bunların kaydında yaşamayacağını (istediği mekanı seçebilir, istediği zamanı yaşayabilir, istediği bedene bürünebilir gibi) söylediğimde çok büyük bir tartışma çıktı ve cahillikle suçlanmıştım. O sohbete katılan kişilerin bahsettiği hal ise, genel cennet tanımı içindeki farklı bilinç seviyelerinin seyrinden oluşan şuursal hallerden sadece biri idi ve isteğe bağlı bir seyirdi, kayıtlanan bir seyir değildi. Çünkü cennette kimileri ilmi idrakinin ve anlayışının elverdiği kadar dilediği an ve dilediği süre Allah Zatı'nda hiçleşecekti, kimi de yine ilmi idrakinin ve anlayışının elverdiği kadar dilediği an ve dilediği süre O'nun sıfatlarını ve manalarını seyrini tercih edecekti, kimisi de Birlik şuurunda bir takım zevkleri yaşamayı seçecekti belki, kimisi de dünya nimetlerinden hatırladıklarını deneyimlemek isteyecekti, anlayışı buna elverdiği için ve başka bir seyir zevki bilmediği için, bildiğiyle yetinecekti.. vs. Herkes kendi ilmi anlayışı, veri tabanı ve arzuları doğrultusunda bir seyir içinde olacaktı. Mutlak olan ise, ilmin ve anlayışın seviyesine bakılmaksızın, cennette birim nefsin hakimiyetinin olamayacağı idi. Fakat, şuurun ilmi anlayışıyla şekillenen seyrine rağmen, bu yaşamda zaman, mekan ve beden olmadığı da söylenemezdi. Örneğin bazı cennet ehli, en üst derecede bir ilmi idrak seviyesinde olsa dahi, dünya nimetlerini hatırlayıp, onları seyri dileyebilirdi. Seyredemez diye bir kayıt cennette olmazdı. Orada her şey nurdan ve latifti, bilincin kuvveleriyle kolayca şekil değiştirebilirdi.. Kudret vasfının sınırı olmadığı için, cennet ehli, zaman, mekan ve bedenle kayıtlanmaksızın dilediği seyre geçebilir, dilediği nimete kavuşabilirdi.. Aksi ise cennet için bir kayıt sayılırdı. Cennetteki tek kayıt ise, ilmi seyrin derecesinin (mertebenin) değişmemesi bakımından olabilirdi sadece.. Dünyada Allah'ın Zat'ında hiçleşmemiş kişi, orada hiçliği tadamazdı (bilmediği neyi isteyecek?), belki sadece Allah lutfu olarak O'ndan bir ikram olan geçici bir zevk olarak tadabilirdi. (ama dilediğinde tadacağı bir zevk değildi bu) Yada dünyada iken Allah'ın sıfat ve manalarını müşahede edemeyen bir bilinç, orada da edemezdi ve sadece dünya nimetlerinden tanıdıklarını isteyerek ve elde ederek yaşardı. Sıfat ve mana seyrine dayalı seyrin zevkinden Allah'ın lütfedip nasip ettiği müstesna olmak üzere.. (*Bkz. Bu benim cennetim) İşte yıllar önce tüm bunları açıkça ve burada anlattığım gibi anlattığımda, hiç bir şekilde kabul edilmedi (hatta inanmadıkları sıradan biri olduğum için, "sen de kimsin?" dercesine ne dediğimi dinlemediler bile) ve cahillikle suçlandım, sustum. Sohbetlere katılımı da o günden itibaren bıraktım. Çünkü yaptığım bir işten ya fayda görmeliydim, ya faydalı olmalıydım. İkisi de olmayınca, ortada Allah için olan bir şey kalmadı ve mesele benim açımdan kapandı.. Oysa yıllar sonra bugün cennetle ilgili düşüncelerim veya daha önce kabul edilmeyen diğer pek çok düşüncem yavaş yavaş doğrulanıyor ve kabul görüyor. Ama ne faydası var? Kaybedilen zaman geri sarılmaz. Bazıları için, kaybedilen en az on yıldı.. İçlerinden bazıları da bu gerçekleri hiç bilmeyerek, inandığı gibi ve hayal ettiği gibi bir anlayışla boyut değiştirdi belki.. Ne denir, takdir..
İşte ilk defa o gün anladım, ki hiç kimse inanmadığı kişiden istifade edemez. Çünkü inanmadığı için ondan gelen her şeyi doğal olarak reddeder. Bu sebeple, karşınızdaki kişiye iman etmeden onun düşüncelerinden istifade etmeniz imkansızdır. "Ne diyor acaba?" diye, üzerinde düşünmeye bile değer bulmazsınız. Az önce Galileo örneğini verdim. Eğer ona inansalardı, fikri üzerinde düşünerek gerçeği görme şansı yakalayabilirlerdi. Ama inanmayarak zaman kaybettiler. Meselâ matematikte bir çok çözüm formülleri vardır. Daha önce bir matematikçinin keşfettiği ve çözüm için kullandığı formüller. Eğer inanıp denemezseniz, o formülün işe yarayıp yaramadığını asla anlayamazsınız. İnanılmayan şey değerini kaybeder. Nitekim nebi ve rasullerin söyledikleri de böyle... İnanmayanlar onlardan istifade edememiştir. Kezâ Mevlâna Şems'e inanmasa bugün tanıdığımız Mevlâna olamazdı. Her şey iman sırrında gizli..
Uzun lafın özü, zaman içinde bir şeyi çok iyi anladım ki, sana inanmayan insanlara ulaşman ve faydalı olman imkansız. İnsanların da inanmadıkları bir şeyden fayda görmeleri imkânsız. O gün bugündür, paylaşımlarımı insani bir amaçla yapmama rağmen, insanlara pek faydam olduğunu düşünmem. Sadece vicdani sorgumda "insanlık görevin olan paylaşmayı yaptın mı?" sorusuna gönül rahatlığı ile "evet!" diyebilmek amacıyla, Allah rızası için düşüncelerimi yazıyorum. Kaldı ki, bana inanılıp inanılmamasından bana bir fayda da yok.. Ne cebime giren var, ne nefsime bir paye... Bu siteden ve yazdıklarımdan maddi veya manevi bir çıkarım da yok.. Kimseyi tanımam ve kimse bana ulaşamaz ki beni övüp yüceltsinler de hiç olmazsa nefsi bir çıkarım olsun. Hattâ bir gün ahirete göçtüğümüzde bizi uğurlamaya gelip cenaze namazımızı kılan bile olmayacak belki... Yunus'un da dediği gibi; "Bir garip ölmüş diyeler/ Üç gün sonra duyalar/ Soğuk su ile yuyalar/ Şöyle garip bencileyin".. Her gün aklıma geleni içime doğanı siteye yazıp, dönüyorum günlük yaşamıma... İnsanlar fiillerinden ve bu fiillerinin ardında taşıdıkları niyetlerden mesuldür. Gerisi kişiyi bağlamaz.
İşte böyle.. İmanın gücüyle ilgili söylenecek çok şey var. Ama en önemlisi, yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi, inandığın şey bir gün anladığın, aklettiğin şey olur. Çünkü inandığın için üzerinde düşünmeye değer bulursun, düşünürsün ve sonuçta belki aklının kabul edeceği bir delil bulursun. İnanmadığın bir konu üzerinde düşünmezsin, ki aklını iknâ edecek bir yol bulasın. O vakit o konuda öğrenebileceklerin varsa, ebediyen ondan perdelenip, mahrum kalmış olursun. Aslında şahsi fikrim, hiç bir düşünceyi büsbütün reddetmemektir. Genelde her fikri alıp üzerinde uzun uzun düşünürüm ve eğer aklıma yatmazsa bırakırım bir köşeye.. Çünkü herkes yaratılışça orijinaldir. Allah herkese farklı bir anlayış vermiştir. Ola ki karşımdakine hiç kimseye açılmamış özel bir anlayış açılmıştır. Neden o kişiye sunulan özel nimetten kendimi mahrum edeyim, değil mi? Ama herkesin anlayışı farklı işte... BİR'lik şuuruna erişemeyen için perde de mahrumiyet de çoktur. Daha önce "şirkin zararları" derken bunu anlatmaya çalışmıştım. Kişi şirke saparsa, ya kendi düşüncelerini, yada başka birinin düşüncelerini ilahlaştırabilir. [Allah'ın Elçileri müstesnâ, çünkü onların açıkladıkları şahsi düşünceleri değil Allah kelâmı vahiydir "(Ey müminler!) Rasullerin davetini, aranızdan bazınızın bazınıza daveti gibi zannetmeyin.." (24/63)] İşte (vahiy ve Allah rasullerinin sözleri müstesna olmak üzere) hangi düşünce ilâhlaşırsa sende, diğer tüm rahmet yolların sana kapanmıştır. Sen kendin reddetmiş ve kapatmışsındır, peşin hükümlerin ve yargılarınla... Belki o konuyu eninde sonunda anlayacaksındır, ama ya yıllar kaybederek, yada iş işten geçtikten sonra ölüm döşeğinde, ki artık orada anladığının bir faydası da olmaz..
|